Mom said everything was for my sake, calling it love. But to me, it seemed more like we were doing this out of her own desperation not to have a child that was different. Love, according to Mom's actions, was nothing more than nagging about every little thing, with teary eyes, about how one should act such and such in this and that situation. If that was love, I'd rather neither give nor receive any. But of course, I didn't say that out loud. That was all thanks to one of Mom's codes of conduct -Too much honesty hurts others- which I had memorized over and over so that it was stuck in my brain.
"Anne? Sana bir sey sorabilir miyim?"
"Ne istersen sorabilirsin."
"Onu sevmek zor mu?"
"Hayır." Bir an bile tereddüt etmemişti
"Onu anlıyor musun?"
"Her zaman degil. Ama sevdiğim insanları her an anlamak zorunda degilim, Ari."
"Belki ben anlamak zorundayımdır."
"Senin için zor, degil mi?"
"Onu tanımıyorum, anne."
"Bunu söyledim diye bana kızacağını biliyorum Ari ama yine de söyleyeceğim. Bence günün birinde anlayacaksın."
"Evet,"dedim. "Günün birinde."
Günün birinde babamı anlayacaktım. Günün birinde bana kim oldugunu anlatacaktı. Günün birinde.
Bu kalıptan nefret ediyordum.
Çoğu insandan farkın yok; sen de rüyalar sayesinde ayakta duruyorsun. Belki bazıları bunu dillendirmiyor ya da hâlâ nefes alıp veriyor olmalarının ürkek omzunu başka bir duvara yaslıyor. Ama işin
V
Biz olmayan insanlarız, ya da çok kuşkuluyuz - böyle
Nereden geldiniz, tam sizi soracaktım - böyle
Biraz da soğuk almışım, biraz da içki, biraz da bahçe
Yukarı çıkalım, hadi çıkalım, annem çay pişirir size
Çünkü o bizim yukarda her zaman bir mavi olur
Güneşler girer çıkar ellerinize
Biriyle konuşursunuz, olmayan biriyle, hadi sevinin
Kim bilir, belki de buluşursunuz
Söz verip sizi bekletenlerle
Sonra da çıkarız - niye olmasın - bahçeye çıkarız birlikte
Otlara basarız, dallara değeriz, bunları hep yaparız
Biraz da susmalıyız. İnsan bir şeyler aramalı kendinde.
Dedim ya, annem de var, ama çay pişirmez size
Durur da durur işte yıllanmış heykeller gibi
Bilmem ki, bilmiyorum da, belki de benim annem yok
Belki de öyle beyaz ki, alışmış görünmezliğe.
Nereye gidiyorsunuz ama nereye
Sanki biz olmayan insanlarız biraz da kuşkuluyuz
Ya da çok kuşkuluyuz - böyle.