Rezil uyandım o sabah. Yastığın nemi yanağımı terk etmeden hatırladım gittiğin geceyi. Sobalı evlerin kömürlüğünde geçen çocukluğumdan başlayıp sensiz kaldığım geceye kadar tanığı olduğum tüm haksız vedaları hatırladım. Kişisel tarihimi, dünyanın bütün doğal felaketlerine yazdım. Yataktan kalkmak için çabaladığım her anda, biraz daha gömüldüm anılarımın timsah kokan bataklığına.
Sen, ey melek, sen! Kanatlarını açmayı unutup kendini boşluğa bıraktın ya, o geceden beri rüyasız uykulardan uyanıyorum. Kitaplardan başka nefes alacağım balkon kalmadı gerçeklikler şehrinde. Bilinen en eski usulle süngere dalan avcıdan farkım yok, öyle dalıyorum yazının okyanusuna. Her vurgunda, bir sonraki kitaba açıyorum ciğerlerimi. Parçalansa bedenim korkmam, kaç kere yeniden çizdim kendimi defterlerime.
Sen, ey fısıltılı şarkı, ardında hesaplaşması bitmeyen bir tarçın kokusu bırakıp gittin ya, işte o geceden beri lanet okuyorum aklını çelen yıldızların puştluğuna. Göz kırpmasalardı sana, düşmezdin gecenin idam etmeyi seven karanlığına. Her cellat önce kendisinin katilidir, belletiyorum bunu kendime. Bil ki, hâlâ akıl erdirmeye çalışıyorum "yaşamak" denen bu sudan ve ateşten mürekkep oyuna. Gırtlağıma kaçmış bir harfle uyandım o sabah. Öksürdüm, tıksırdım, kustum çıkaramadım nefes borumdan. Dursun orada, kısık ateşte öldürsün beni. Sağ ayağımın önüne sol ayağımı koydurmadan, yaşlılığıma bir adım daha attırmadan gebertsin. Hem artık yürümenin hiç yolu kalmadı benim için. Değil mi ki rüyalar, gün boyu sakatlanan zihinlerimizin koltuk değnekleri.
Okuduğum bütün o kitapların harflerini altüst edip kesip parçalayıp olmadık yerlerinden birbirlerine ekleyip bulmuştum bu cümleyi. Belki de tanımadığım biri söylemiştir, artık ne önemi var?
"Kediler güzel uyanır!"
Sen, ey ruhuma şifa veren büyücü,