- Bilirsiniz , değil mi hikayeyi , hani tımarhanedeki deliye '' İçerde kaç kişisiniz? '' diye sormuşlar da , '' Ya siz , dışardakiler ne kadar? '' demiş.
Boyum , kızları hayal kırıklığına uğratacak kadar kısadır. Saçlarım , acemi asker gibi ne hizaya , ne istikamete gider. Doğrusunu isterseniz , insanın yüzüne bakınca eğer yaptığı iş anlaşılırsa , ben bir yazardan çok mahalle kasabında çıraklık eden bir sokak çocuğuna benzerim. Giyime kuşama da öyle gereğinden çok önem vermem. Bana göre elbise , medeni insanların ayıp saydıkları yerleri örtmeye yarayacak kadar olmalı , işte o kadar. Soğuktan , sıcaktan korusun , rahat olsun , yeter.
Arabaya benzin koydular. Benzin deposu delikti. Kara sakızla hemen delikleri tıkadılar. Otelcinin oğlu , yarısı kopuk direksiyonun başına geçti. Otobüs sahibi olan adam : bir '' Bismillah!... '' çektikten sonra gerildi, gerildi , sonra arabanın üstüne doğru koşarak , arabaya bir tekme indirdi. Tekmeyi yer yemez araba ,
- Hırrr!... diye çalışmaya başladı.
Amerikalı teknisyenler şaşırıp kalmışlardı.
Oradan bir bozuk traktörün olduğu yere gittiler. Traktör sarımsak , sovan ,eski papuç , nal ve kurdelalarla süslü , üstüne çuvallar gerilmiş , orası burası halatlarla bağlı bir durumdaydı. Amerikalılar bunu da traktöre benzetemedikleri için bozukluğun nedenini anlayamadılar. Ama bu bozukluğun ne olduğunu anlamadıkları makineyi bir köylü , birkaç kere üstüne varyoz indirerek çalıştırabilmişti.
Mister Harry Scott ,
- Siz bunları çalıştırıyorsunuz , şikayetiniz nedir? diye sordu.
Traktör sahibi ,
- O balyoz kimin kafasına inse çalışır , dedi. Marifet deh deyince laf anlayıp gitmesi , çüş deyince güzellikle durması...