bende bir polisiye keyfinden çok sabır testi hissi yarattı. Hikâye boyunca aksiyon yok denecek kadar az; kovalamaca, gerilim ya da duygusal yoğunluk arayan bir okur için roman fazlasıyla soğuk ve mesafeli. Christie’nin önceliği insanı hissettirmek değil, kusursuz bir mantık makinesi kurmak ve bunu hissettiriyor.
Karakterlerin birbirine karşı sergilediği aşırı nezaket, yapay bir kibirle birleşiyor. Konuşma tarzları doğal değil; insanlar değil, adeta “üst sınıfı temsil etme görevi verilmiş figürler” gibi duruyor. Bu da okurla karakterler arasında bağ kurulmasını zorlaştırıyor. Kimseye yakın hissedemiyorsun, sadece izliyorsun.
Üstelik bu bitmek bilmeyen akıl yürütme maratonu, ağır ve mesafeli bir dille sunulunca okuma süreci daha da yorucu hale geliyor. Zekice kurgulanmış olduğu inkâr edilemez ama tempo ve anlatım birleşince kitap, merakla değil “bitsin artık” duygusuyla ilerliyor.
Kısacası: Mantık olarak güçlü, edebi olarak mesafeli. Polisiye bir zekâ gösterisi arayanlar için etkileyici olabilir; ama insan, duygu ve akış arayan bir okur için fazlasıyla itici bir deneyim.