Aynı döngüde süren bir kitap. Başta ilgi çekici geliyor ama bir türlü açılmıyor, açılmayınca zenginleşmiyor. Osmanlı'nın Batılılaşma çabalarına ilgi duyanları, sancılı zamanlarına yakından bakmak isteyenleri, bir "dışarlıklı"nın gözünden görme düşüncesi çok cezbediciydi.
Tarihi seviyorsanız, dahası yolunuz bir şekilde Ankara'yla kesişmişse okumalısınız bu kitabı.
Tek hoşlanmadığım yanı, yıllar içinde kitabın genişletilmesi. Genişletildikçe beli kalınlaşan bir adama dönmüş. Son iki bölümde Ankara şiirleriyle Ankara türkülerinin yer almasına pes dedim. Gene de "enine boyuna bir Ankara şehrengizi" diyebilirim.
Türk edebiyatında eşine az rastlanır eserlerdendir Esir Şehrin İnsanları. Bana kalırsa "dönem romanı" dediğimiz az sayıda romanımızın da en iyilerindendir. Ne var ki Kemal Tahir'in toplumcu gerçekçi takıntılarından dolayı, bazı yerlerde gerekli gereksiz demeden bilgi vermeye çalışması olmasa muazzam bile diyebilirim.
Sanırım üçüncü kez okudum ama yine etkisindeyim. Aşağıdaki gibi bölümler daha çok olsaydı keşke diyorum.
"Ben sizin kadar güçlü değilim... Bazen hür olduğumu zannederek sevindiğim oluyor. Esir bir şehrin, hatta esir bir memleketin esirlerinden herhangi birisi olduğumu unutuyorum da..."
"İhsan'ın dediği gibi... 'Bir kafese kapatılmış bir kuşla, bir odaya kapatılmış kuşun farkı,' İhsan ben işte böyle teselli eder." (s. 180)
Cemil Kavukçu, yaşayan öykücülerimiz içinde en özgün kalemlerden biri, belki de birincisi.
Bu kitabında da yine zorlanmadan hikayeleri seriveriyor önümüze. Hayatın içinde, kolaycacık görebileceğimiz ama telaştan fark edemediğimiz...