Büşra GÜL

"Ama şimdi size, şehrin ve zamanın o noktasında avare avare gezip dolaşırken, sonunda herkesin yüzünde Alaaddin'in yüzünden bir parça görmeye başladığımı söylebilirim. Müthiş bir şeydi tabii bu; artık gözlerimi kime çevirsem mutlaka ona ait bir renge, bir kıpırtıya, bir şekle ya da bir kokuya rastlayabiliyordum."
Sayfa 60 - Everest·Kitabı okudu
"Anlaşılan insanoğlunun, kendi yarattığı şeyi bile elinde tutamayacak kadar zayıf ve çaresiz bir yaratık olduğunu bilmiyormuşum daha. Hatta ben, kendi dışımda kalan birçok şeyi bilmediğim gibi, ne yazık ki insanın aradığını hiçbir zaman, hiçbir yerde bulamayacağını da bilmiyormuşum."
Sayfa 52 - Everest·Kitabı okudu
"..Ve ben bu konunun içinde sizinle birlikte aklımı, hayallerimi ve geleceğimi kaybetmeye hazır olsam bile, henüz Alaaddin'in yokluğunu kaybetmeyi göze alamıyorum. Elimde, o yokluktan başka hiçbir şey yok çünkü..."
Sayfa 31 - Everest·Kitabı okudu
Hilâfet Ne Oldu ?
Osmanlı hanedan üyeleri yurtdışında zor günler geçirdiler; parasızdılar. Avrupa bankalarına para yatırmayan tek hükümdar ailesiydiler. Asıl önemlisi Türk devleti ve milleti aleyhinde cemiyet kurmak, kışkırtıcı politika gütmek gibi olumsuzlukları hiç denemediler. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra tahtını kaybeden diğer hükümdar ailelerine göre; onların bu devleti ve yurdu sever tutumlarını takdir etmeliyiz.
Sayfa 95 - Kronik Yayınevi·Kitabı okudu
1915 Çanakkale Savaşı ve Sonrası
Yüzbaşı Fallon, Almanları gaddar, fırsatçı askerler olarak nitelendiriyor. Buna karşılık Türkler için "Bir şeytan gibi savaşır ama centilmendir, aciz olana saldırmaz ve dokunmaz" diyor. Doğu cephesinde de çatışmaya ara verildiği anlarda Rus ve Türkler birbirlerine karşılıklı olarak tütün, ekmek ve şeker atarmış. Fallon'un kitabında esir ve yaralılara Türklerin karşıdan su bile gönderdikleri yazıyor. 1918'de çıkan bu kitabı savaşın taze bir değerlendirmesi olarak görmek lazım.
Sayfa 44 - Kronik Yayınevi·Kitabı okudu