“Yaş Otuz Beş”, Türk şiirinde orta yaş eşiğini bir muhasebe masası gibi önümüze koyan metinlerden biridir. Şair, 35’i takvim yaprağı değil, varoluş denetimi olarak ele alır: Gençliğin coşkusu geride kalmış, zamanın kredileri azalmıştır. Şiirin gücü, büyük laflar etmeden bu çıplak gerçeği hissettirmesindedir.
Şiirdeki temel damarlar şöyle akar:
Zamanın hızlanması, bedendeki ve ruhtaki yıpranma, geçmişe dönüp bakma isteği ve kaçınılmaz sonun farkındalığı. Tarancı’nın dili berraktır; felsefe yapmaz, yaşatır. Orta yaşın soğuk duşunu okurun ensesine indirir.
En çok hatırlanan dizeden çok kısa bir alıntı;
“Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.”
Bu tek cümle, şiirin tüm mantığını taşır: İlerleme çizgisi doğrusal değildir; yarı yol, geri dönüşsüzlüğün başladığı noktadır. Şair karamsar mı? Evet, ama pesimist değil. Gerçeği inkâr etmeyen bir sakinlikle konuşur.
“Yaş Otuz Beş”, sadece bir yaşın şiiri değil; herkesin bir gün içine düşeceği iç denetimin kaydıdır. Takvim ilerledikçe, dizelerin etkisi artar. Zaman, okurla işbirliği yapar.