Şimdi insanın gidebileceği bir evi olmalıydı, bizi ana gibi karşılayacak, doyurup teselli edecek, güçlü kuvvetli kapıcıların giriş izni olmayanları kovduğu gibi, büyük korkuyu kalplerimizden kovacak, geniş kapılı, korunaklı bir ev; şimdi dışarısının acımasızlığını hissederken sığınabilecek kocaman bir ev ne iyi olurdu
Batılı emperyalist devletler, nasıl İslâm Dünyası'nda ve bütün Asya ve Afrika'da sömürgeciliğe karşı milli kurtuluş mücadelesinin öncülüğünü yapıyor diye, son Türk devletini her türlü çâreye başvurarak yok etmek istemişlerse, Batı'da kapitalizmi hem proleterya ihtilalleriyle doğrudan doğruya, hem de milli kurtuluş hareketlerini desteklemekle dolaylı olarak tehdit eden Bolşevik rejimi yıkmak için ne mümkünse yapmışlardır. Milliyetçi Türkiye ile Bolşevik Rusya'nın ittifakını, kapitalizmin dünya egemenliği açısından, her ne pahasına olursa olsun önlenmesi gerekli bir tehlike saymışlardır.
Kral Konstantin'in "Ankara'ya doğru" emrini verdiği günlerde, Mustafa Kemal, bir yandan Sakarya önlerinde Yunan'a karşı bir ölüm-kalım savaşına hazırlanırken, öte yandan da Enver Paşa ile uğraşmaktadır.
Ahmet Emin Yalman'ın sözleriyle, "İttihatçı sözcüğü, âdeta vatan haini anlamına geliyordu. Halk, olup bitenlerden o kadar bezmişti ki, vatan, millet lâfini edenler için 'Yakalayın, İttihatçıdır' demek içinden geliyordu."