Esenlikler, bugün çoğu kişinin varlığından dahi haberdar olmadığı bir eserin incelemesini yapacağım. Benim eserden haberdar olmam ise Mavi Gök Yayınları’nın öncülüğünde günümüz Türkçesine çevrilip, basılmasıyla olmuştur.
Kitap aslında iki kitapçıktan oluşuyor desem yanlış olmaz, Türk Ruhu Nasıl Yapılıyor ve Müslümanlar Dinleyiniz adlı iki bölüme ayrılmış eser. Söylev havasında olan metin ilk bölümde Türk milletine yönelik olan sesleniş ikinci bölümde ise Müslümanlara dönüşüyor lakin önce kaleme alınıp yayımlanan ikinci kısım yani Müslümanlar Dinleyiniz. İki eserin arasında yanılmıyorsam üç yıl mevcut, ve bu üç yıl, yaşanılmış olan olayların da ekstrem olaylar olması nedeniyle büyük fikir değişmeleri görülmektedir. En belirgin örnek ise, ikinci kısımda kavmiyetçiliğin münafıklık olduğunu dile getiren kişinin ilk bölümde koyu bir şekilde ırkçılık yapması direkt dikkatimi çekmişti. Bu durum belki herkes için enteresan bir durumdur ancak, Müslümanlar Dinleyiniz bölümünü okurken kuru kuru sözden ziyade her kelamının altının bilgiyle ve imanla dolu oluşunu hissetmemle ilgisi vardır belki de bu durumu garipseyişimin. Kaleme alınış dönemini göz önünde tuttuğumuz zaman ise Balkan Savaşlarından yeni çıkmış Osmanlı İmparatorluğu’nun beş yüz elli yıl hüküm sürdüğü topraklardaki halkın ayaklanması kolay sindirilebilir bir durum değildi elbette.
Ufak bir noktaya değinecek olursam hazırlayanın da parmak mevzu, Balkanlar’ın elden gidişinin bu kadar kolay kabullenilmesi, derdinden bile bahsetmiyor oluşumuzdur bırakın bugünü kaybedilen ilk zamanlarda bile zamanında Abdülhamid’e o toprakları savunmuyor eleştirip baskın yapan grubun dahi bu kadar kolay bir şekilde o toprakları teslim edişi içler acısı bir durum olsa gerek.
Filibeli’nin, Ey Türk yavrusu! diye söylediği sözler, öğütler
Şimdi insanın gidebileceği bir evi olmalıydı, bizi ana gibi karşılayacak, doyurup teselli edecek, güçlü kuvvetli kapıcıların giriş izni olmayanları kovduğu gibi, büyük korkuyu kalplerimizden kovacak, geniş kapılı, korunaklı bir ev; şimdi dışarısının acımasızlığını hissederken sığınabilecek kocaman bir ev ne iyi olurdu.
Esenlikler herkese. Bugün inceleyeceğim eserin türüne ait bir eseri en son ne zaman okudum hatırlamıyorum ya da şu soruyu sormalıyım -aklım başımda iken-okudum mu? Cevabı maalesef ki hayır, masallardan epey ayrı kalmışım bunu fark ettim.
Kitabı okuyuşum boyunca da sorguladım benim çevremde neden bir masal anası yok diye gerçi olsaydı da sıkılıp kıymetini bilmezdim. E insanız sonuçta :) Bu arada bu kitabın oluşturulmasındaki kaynağımız yani masal anamız Fatma Önkol, Unesco Yaşayan İnsan Hazineleri Geleceğe Aktarılan Mirasın Temsilcileri Masal Anlatıcısı ödülü’nü aldı geçtiğimiz günlerde.
Tüm masallarda olduğu gibi gerçeküstü olayların, hayal gücünün aktif olduğu, kötülük ve iyiliğin yarıştığı; kötülüğün kaybedip iyiliğin kazandığı, adaletli olmamız gerektiği, haram lokma yemememiz gerektiği, yalan söylemenin doğru olmadığı, güzel ahlaka sahip olmamız gerektiği nasihat ediliyor.
Bu zamana kadar duymadığım döşeme cümleleri de vardı: “O yalaan, bu yalaan deveyi yuttu bir yılaan. Hardaa, hurdaa, eşeği yedirdik kurda. Altmış iki tarla firik buğday yedik doymadık. Ya bu da mı yalan?
Az gittik, uz gittik. Dere tepe düz gittik. Altı ay, bir güz gittik. Döndük baktık ki bir arpa boyu yol gitmişiz. Ya bu da mı yalan?” (sayfa: 79)
Kitaba dair olumsuz eleştirime gelecek olursam bir anlatıcının anlattıkları kayda geçirilip kitap haline getirildiği için, bazı kısımlarda, anlatım bozuklukları vardı. Ek olarak diyeceğim husus da ön söz, sunum kısımlarını okurken sıkıldığımı belirteyim :)
Bunun dışında ise herhangi bir olumsuz eleştirim yok. Bu tez çalışmasını sadece tez aşamasında bırakmayıp yazılı hazinemize kazandırdığı için Abdulkadir Önkol’a teşekkür ederiz.
İçinde uygunsuz bir masal bulundurulmadığı tarafım ve aile bireylerim tarafından onaylanmıştır. Dört beş gün boyunca
Bizim kuşağımız büyük bir savaş görmedi, büyük bir buhran yaşamadı; ama bizim de bir savaşımız var. Büyük ruhani bir savaş bu. Kültüre karşı büyük bir devrim hazırlıyoruz. Büyük buhran bizim hayatlarımız. Biz ruhani bir buhran geçiriyoruz.