“Here I am, a bundle of past recollections and future dreams, knotted up in a reasonably attractive bundle of flesh. I remember what this flesh has gone through; I dream of what it may go through.” ~ Sylvia Plath
Öldürmeyen güçlendiriyor mu bilmem ama hakiki zorluklar mıh gibi ayakta tutuyor insanı. Ancak her şey olup bittikten sonra ortaya çıkıyor hasarın hakiki boyutları. Mesela ben kaçarken yorgun değildim, durup arkama bakınca yorulduğumu anladım.
Vazgeçilme endişesinin pençesinde mütemadiyen senden vazgeçeceğini düşündüğün insanlara yönelmek ve birikmiş faturaların tahsilatını onlardan talep ederek zavallıcıkları yıldırıp hiç niyetleri yoksa bile sonunda ilişkiden vazgeçecek kıvama getirmek. Kendini gerçekleştiren kehanet. Ben iyi bir kahindim. Yazgımı korkumla besleyerek, korktuğum başıma gelene dek aynı hikayeyi baştan yazmayı, asıl yaramı görüp elimden tutamayacağı bariz insanlar seçip malum sonu garantiye almayı hep becerdim.
Ama insanın kendine söylediği yalanların da bir miadı var. Katı olan her şey buharlaşıyor, hayata tutunmak için inanmaya mecbur kaldığımız bütün yalanlar günü gelince açığa çıkıyor. Ve sonra biz ölmüyoruz. Daha kötü bir şey oluyor. Öğrendiklerimizle yaşamaya devam ediyoruz.
Değil aileye, eve, yuvaya, bir çatıya alışmak, kendini ona ait saymak nedir bilmiyordum. Neyi bilmediğimi de bilmediğimden, yaramı yanlış yerde arayıp zırhımı yanlış kumaştan biçiyordum.