Ali Sabancı, yıllar öncesinde çalışmaya başlamış olduğum vakıf
üniversitesine konuşma yapmak üzere davet edilmişti. Kendisini ilk
gördüğümde, hemen nevi şahsına münhasır biri olduğunu anlamıştım
(tam bir hikaye anlatıcı gibi giriş yapalım bakalım :)). Ama
bunu sadece ben değil, Ali Sabancı'yı gören herkes hemen anlardı.
Görür görmez elini sıkmaya yeltenme niyetim vardı ama okulun
üst yönetim kadrosu, Sabancı soyadlı bir misafirin etrafının ne kadar
sarılması gerekiyorsa o kadar sarmıştı Ali Sabancı' nın etrafını.
Dolayısıyla bir araştırma görevlisi olarak Ali Sabancı'ya ne kadar
yaklaşabilirsem, o kadar yaklaşabildim. Ortalama boylardaydı. Sıradan
gözlükleri vardı. Hızlı konuşuyordu ve pek gülmüyordu. Ama
sonuçta o bir Sabancı'ydı ve biraz sonra bizlere başarıya nasıl ulaştığını
anlatacaktı, gülmese de olurdu, ondan öğreneceğimiz şeylerin
değerinin paha biçilemez olduğuna emindim.
Üniversitemizin en üst düzey yönetim kadrosunun "hoş geldiniz
efendim"leri bizzat Ali Sabancı' nın yüzüne söyleme şerefine
erişim döngüsü tamamlandıktan sonra konuşmanın yapılacağı salona
geçtik. Salon tıklım tıklım doluydu. En az öğrenciler kadar,
üniversitenin öğretim kadrosu da salonda önceden yerini almıştı.
Söz önce konuşmacıyı takdim edecek sunucumuza verildi ve ilk iş olarak Ali Sabancı' nın özgeçmişi okundu. Yurtdışında alınmış
eğitimleri, ticari hayatında başarıdan başarıya koşuşu, üzerine
yaptığı muazzam melek yatırımcılıklar ... Başarılar say say bitmek
bilmiyordu. Bu başarılardan sadece birine bile ulaşmak, benim ve
salondaki yüzlerce genç için büyük bir olayken, Ali Sabancı' nın
özgeçmişinde bu işler sadece birer virgülün arasını doldurmakta
kullanılıyordu. İştahımız iyice kabarmıştı. Artık karşımızda öyle
sıradan bir insan değil bir dev vardı: Ali Sabancı.
Özgeçmişinin