Akıllı dünyaların en ilkel zamanlarında bile, bazı zihinlerde, evrensel bir şeyi arama ve onu yüceltme dürtüsü vardı. Başlarda bu dürtü yüce bir güç tarafından korunma arzusuyla karışıktı. Varlıklar, tapılan şeyin güç olması gerektiği ve ibadetin sadece bir yatıştırma unsuru olduğu fikrini öne sürdüler. Böylece evrenin en yüce tiranını yarattılar ve kendilerini de onun çocukları ilan ettiler.
İnsan gerçekten de, bazen arzuladığı gibi, geçici bir boyutta da olsa,kozmik ruhun geliştiği nokta mıydı? Ya da milyonlarca olan bu noktalardan yalnızca biri miydi? Ve yine ,insanın asıl işlevi güç mü, bilgelik mi ,sevgi mi, ibadet mi yoksa bunların hepsi miydi ?Ya da kozmos düşünüldüğünde işlev ve amaç düşüncesi çok mu anlamsızdı?
Çok büyük bir hevesle başladığım, ancak ite kaka bitirebildiğim bir seri başlangıcı oldu benim için. William Gibson'ın o yıllarda oluşturduğu cyberpunk dünyası hayran olunacak cinsten, fakat işin içine edebi yetenek girdiğinde hayal kırıklığı.. Konuya adapte olması çok zor, betimlemeler ve tasvirler zayıf olduğundan dünyayı kafada canlandırmak omuzlarda bir yük .. Karakterler de keza öyle. Kitabın ortalarında ''Acaba ben mi olay örgüsünden koptum?'' diye tekrar okuduğum sayfalarda cabası. Bu kadar ayrıntılı ve geniş bir dünyayı sanırım yazar sadece kendi anlayacak şekilde yazmış. :)