kelime avcısı

kelime avcısı
@iamwrenn
"Allah’ım! Fayda vermeyen ilimden, huşu duymayan kalpten, kabul olunmayan duadan, doymayan nefisten sana sığınırım."
Resulullah, Hasan’ı öperek bağrına bastı. Hasan da elini dedesinin sakallarının içine daldırdı. Allah Rasulü de mübarek ağzını açarak Hasanın ağzına bitiştirdi ve üç defa şöyle buyurdu: “ Allahım ben onu seviyorum; sende onu sev ve onu seveni de sev” Ebu hureyre bu sahneyi berrak bir şekilde hatırlar ve şöyle derdi: “Hasan’ı ne zaman görsem gözlerimden yaşlar akar.”
Reklam
İşte sade bir yaşam; ashâbıyla iç içe yaşıyor, ufak bir lokma alıp çiğneyerek yoluna devam ediyor. Kibirli ve zorba kimselerin takıntılarından ne kadar uzak bir hayat. Bir de tencerede yemek pişireni düşün; onu bu olayı yaşadığı gün Allah Rasulünün yemeğinden bir parça isteyip önünde yemesini çevresine anlatırken görür gibiyim. Hatta bu olay, kendisi için hayatının madalyası olmuştur.
Sabahın ışıklarını peygamberlerinin nurlu yüzüyle karşılayan o kimseler başarıya erdiler.
Süt ve tabanca... İşte Maraş budur, Anadolu budur. Maraşlı, Bayrak, Kale’den indirilince Cuma namazı kılınamayacağını bilir. Bayrakla Cuma namazı arasındaki kopmaz alakayı bilir. Bu savaşın temeli çok sağlamdır, Süleymaniye’nin temeli gibi. Maraş kurtuluş hareketinin ilk gününde yayımlanan beyanname, bütün çağdaş istiklal davranışlarının gerekçelerini aşan bir gerekçeyle çıkar insanlığın karşısına. Ruh çağlarının diliyle, kelimeleriyle yüklüdür, konuşur bu beyanname. Gözün göremediği ileriye bitişir ve geride tarihin derinliğine doğru kök salar. Mekke’ye bitişir, Malazgirt'e, Söğüt’e bitişir. İstanbul’un alınışı neyin konkavıysa, Maraş’ın kurtuluşu onun konveksidir. Sütçü Imam ve "Kalede bayrağımız olmadıkça bu camide size Cuma namazı kıldıramam!" diyen ve bu sözüyle savaşı açan Ulu Camii imamı, o günün şartlarının Fatih'i ve Selahaddin-i Eyyûbisidir. Maraş’ın savaşını ben bir insanın "iç savaş"ına benzetirim. "Saf" olanın içine karışan katışığı barındırmaması... Maraş bir denizdir, "Cesed" i ve "ölü" yü hemen dışına atan bir deniz. Maras için yabancı "ceset" tir.
Allah’ın Resulü, bu mânayı süzdüğümüz, fakat mânasını tam süzmeye hiçbir akıl ve hissin varamayacağı ulvi bir ölçüyle Fâtımayı sağlarına, Ali' yi sollarına oturttular, Hasan ve Hüseyn' i de kucaklarına aldıktan sonra, bu mübarek topluluğu, mübarek abalarının içinde kuşattılar, pelerinlediler. Hiçbir ressam, bu levhanın üstünde bir renk, çizgi ve edâ âlemi hayâl edemez ve fırçasını boyaya dokundurup tek bir nokta bile konduramaz; zira fırça, boya ve hayâl, bu manzaraya dayanamaz. Allahin Resûlü, yanlarında ve kucaklarında bulunanları böylece madde ve mâna mantolarının içine aldıktan sonra, mukaddes ellerini Allah’ın hacet kapısına yükselttiler: «-Yâ Râb! Bunlar benim ehl-i beytim (evimin kadrosu)... Sen bunları, nefslerini lekeleyici fenalıklardan temizle, uzak tut, koru!» Her müslümanın ciğerine kazıması ve mezarında ciğeri çürüyünce ruhunu teslim edip, Arş’a yükseltmesi gereken bu levha karşısında, Peygamber kucağındaki masumlardan birinin bir gün kesik başını ve susuzluktan çatlamış dudaklarını elindeki değnekle dürtecek ve Allah Resûlünün Halifeliği makamında oturduğunu iddia edecek bir insan, evet, böyle bir insan da gelecektir. “Hiçbir şey insan kadar yükselemez ve yine hiçbir şey, insan kadar alçalamaz.”
Reklam