mesela herhangi bir gün müthiş bir iç sıkıntısı seni boğar. hayat sana karanlık, manasız gelir. insan, biraz evvel senin zırvaladığın gibi felsefeler yapmaya başlar. hatta yavaş yavaş onu da yapamaz ve canı ağzını açmayı bile istemez. hiçbir insanın, hiçbir eğlencenin seni canlandıramayacağını sanırsın. hava sıkıcı ve manasızdır. ya fazla sıcak, ya fazla soğuk, ya fazla yağmurludur. gelip geçenler suratına salak salak bakarlar ve on para etmez işlerin peşinde, bir tutam otun arkasından koşan keçiler gibi dilleri bir karış dışarı fırlayarak dolaşırlar. aklını başına derleyip bu pis ruh haletini tahlil etmek istersin. insan ruhunun çözülmez düğümleri bir muamma gibi önüne serilir. kitaplarda okuduğun depresyon kelimesine bir cankurtaran simidi gibi sarılırsın. çünkü nedense hepimizde, maddi olsun, manevi olsun, bütün dertlerimize bir isim takmak merakı vardır, bunu yapamazsak büsbütün çılgına döneriz.
hiçbir şey istemiyorum. hiçbir şey bana cazip görünmüyor. günden güne miskinleştiğimi hissediyorum ve bundan memnunum. belki bir müddet sonra can sıkıntısı bile hissedemeyecek kadar büyük bir gevşekliğe düşeceğim. insan bir şey yapmalı, öyle bir şey ki… yoksa hiçbir şey yapmamalı. düşünüyorum: elimizden ne yapmak gelir? hiç!..
bilge insan, hayatını sakin ve sağlıklı yaşayan insan yargısız insandır. kimseyi kendi normlarının içine sıkıştırmayı düşünmez bile. bunun büyük bir haksızlık olacağını bilir zaten. onun kendinden başka sorguladığı hiç kimse yoktur. nasıl daha iyi, daha yargısız, daha kabulde, daha sakin olabileceğinin düşüncesindedir o. kendi mermerini yontar sadece, kendinden ne kadar mükemmel bir heykel çıkarabilirse o denli tatmin bulmuş, kalitesi yüksek bir yaşam sürmüş olacaktır çünkü. bu yüzden çekici de kendi mermerine vurur, kimseninkine dokunmaz.
hiç acele etme… süreci yaşamayacaksan, tadını çıkarmayacaksan, araştırdığın şeyin üzerinde demlenmeyeceksen fayda kazandırmayacaktır sana.
dem çok değerlidir.
okuduğun, izlediğin, araştırdığın, gezdiğin, her şeyin sende demlenmesine izin ver.
demlenmek derinleşmektir çünkü. okuduğun şeyle ilgili derinleşebilmen için o süreçte demlenmeye ihtiyacın vardır. “en derin nehirler yavaşça akar” der bir atasözü… aceleyle hayra, başarıya ve sağlığa ulaşan kimse ama hiç kimse yok.
her şey derindir, her şey anlam yüküyle kaplıdır, her şey bize kendini azar azar gösterir. beklemek, belirleyici bir eylemdir. zaferlerimizin, karakterlerimizin bir parçasıdır beklemek. japonlara göre kazanmak ve başarmak, “en sabırlı” olanın hakkıdır.
mühim olan rutinin dışına çıkmak, ezberleri bozmak… böylece her yenilik bir farkındalık, her farkındalık yeni bir bakış açısı, vizyon ve yaratıcılık kazandırır.