zihnini durdurmaya çalışma. düşünceleri kafandan atmak için mücadele etme… dikkatini “an”a ver kâfi…
sen “an”a dikkat kesildiğinde, zihnin zaten başka şeyle meşgul olmayacaktır.
kimseyi değiştirmeye çalışmamak ya da kimseden olmasını istediğimiz insan olmasını beklememek, istediğimiz gibi davranmasını talep etmemek çok ama çok geniş bir özgürlük ve huzur alanı kazandırır.
neden?
çünkü beklenti yoksa, hayal kırıklığı ve öfke yoktur. hayal kırıklığı ve öfke yoksa stres yoktur. stres yoksa, sakinlik vardır. sakinlik varsa bilgelik, huzur ve özgürlük vardır.
seni strese, öfkeye, hayal kırıklığına, çabaya ve hız tuzağına düşüren faktörlerden biri de beklentilerindir… daha doğrusu karşılığını bulamayan beklentilerin…
mevlana’nın “olayla olay olma” sözünü hatırla…
olayın içine düştüğün an, artık o olayın bir parçasısındır ve olay nereye varacaksa seni de oraya taşır. halbuki dışarıdan bir gözlemci olarak yargılamadan olan şeye tarafsızca bakabildiğinde sen olayın gidişatını değiştiren taraf olursun.
uyaran ve tepki arasında bir boşluk var ve o boşlukta bizim tepkimizi seçme özgürlük ve kudretimiz yatar. tepkimizde de gelişme ve özgürlüğümüz saklıdır.
- victor frankl
hepimiz birtakım şeylere maruz kalıyoruz. sayısız uyaranla çevrili hayatımız. ancak hayatımızda farkı yaratacak olan şey de, uyaranlara yönelteceğimiz tepkilerimizdir. tepkinin sakinlik halinden, bilinçli farkındalıktan doğuyor olması çok önemli bu yüzden. duygularıyla yaşayan insanlar, duygusal kararlar verirler ve yine duygusal tepkiler verirler. öfkeyle, kırgınlıkla, hayal kırıklığıyla karar vermek nasıl ki istenmeyen sonuçlara yol açıyorsa heyecanla, coşkuyla, sevinçle verilen kararlar da aynı şekilde beklenmedik sonuçlar doğurabilir.