Birlikteyken rahatlıkla biz olduğumuz, yanında kendiliğimizi gerçekleştirdiğimiz kişilerle paylaştığımız halin ne denli özel olduğunun sesini kısarak, sadece biriyle varlığımızı paylaşmayı arıyoruz. Bu arayışlarla da kendimize dair ne çok şey kaçırıyoruz.
Öylece susuyorduk o gün. Gözlerimizi birbirimize dikmiş, hiç kaçırmadan bakışıyorduk. Sanki birimiz gözlerini devirse ya da kırpsa, yenilgiyi kabul etmiş sayılacaktı. Gözlerimiz yaşarana, sonra da kuruyana kadar baktık birbirimize. Onun gözlerinde anlamı aramaya çalışırken, benimkiler anlamsızlaştı. Baktığı yerde, sadece ve sadece kendisiyle karşılaşıyordu. Gözlerim kadar içim de onunla dolup taşıyordu ve benden bir eser bulması imkânsızdı artık, biliyordum. Gözleriyle kazıyordu içimi, ki benden kalan bir şeyler bulma umuduyla yanıp tutuşuyordu. O sessizlikte dinliyordum onun zihnini. “Bir şeyler olmalı, geriye bir şeyler kalmış olmalı,” diye düşünüyordu.