Ayrılmak bir solucanın ikiye bölünmesi gibidir, her iki parça ayrı ayrı yaşamaya devam eder, bir zamanlar tek parça değilmiş gibi, tanımaz birbirini parçalar.
Karım aslında evde ‘ben’ olmasını istemiyordu, uysal bir bukalemun olayım istiyordu sadece ya da kabın şeklini alan zararsız bir sıvı, arada bir sulanan yaşlı bir saksı çiçeği, ortak hayatımızın durgun hücresi olayım.
Bu defa olağandışı bir şey yok hayatımda. Hatta her şey fazla
olağan.
Belki yine hep aynı şeyleri yazarım:
Bugün hiçbir şey olmadı.
Bugün de hiçbir şey olmadı.
Bugün de.
Sonraki sayfalara da (“ “) işareti koyarım.
Sevdanın temelinde belki de bu vardı: seçilmiş olmak, ayrıştırılmış olmak. Diğer insanlardan ayrı olarak sana bakılması, senin benimsenmen, senin tercih edilmen ve bir sırrın ortağı olmak… İşte bu, sevdanın ilk adımı değil miydi?
Her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik, yan yana fotoğraflar çektirdik, güldük, sevindik, eğlendik... Gün oldu sadece birbirimize güvendik, birbirimizi kolladık, birbirimize sarıldık,