Bir yeri özlemek, bir kişiyi özlemek, hayatın belli bir dönemini, mesela gençliği özlemek, bir yemeği özlemek, akrabaları özlemek, eski dünyayı özlemek, bir şarkıyı özlemek, açık havayı özlemek, bir kokuyu özlemek gibi sonsuz sayıda çeşitlendirilebilecek olan özlem kıvranışkarı beynin hangi kıvrımına yerleşerek insanın yüreğini böylesine buruyor olabilirdi?
Kendimi dışarıdan izleyemediğimden midir nedir, bana ne olduğunu anlayabilecek durumda değilim, son zamanlarda olup bitenlere aklım ermiyor. Sanki bedenim ikiye bölünmüş; yalnız bedenim değil, aklım da iki parça; gündüz ve gece olarak ikiye ayrılmışım.
Gerçek her zaman iyi midir? Daha doğrusu gerçeği ortaya çıkarmak her zaman iyi sonuç verir mi, yoksa yaşayabilmeleri için, insanların sahte dünyalarına göz yummak daha mı doğru?