Doğmadan önce bize 'Dünyaya gitmek ister misin?' diye sorulsaydı, 'Dünyada bizi bekleyen nedir?' derdik.
'Dünyada hastalık var, ölüm var, savaş var, haksızlık var, zulüm var' denseydi hiçbirimiz bu şartlarda dünyaya gelmek istemezdik. 'Bu kadar sıkıntının, musibetin yanında bize Allah'ın ilahi inayeti olarak ne var?' diye sorsaydık, 'Size rehber olarak Allah'ın kitabı var, Peygamber var, sevap var; sonrasında içinde ebedi kalmak üzere cennet var, cemalullah var, Allah'ın rıdvan-ı ekberi var' denseydi hepimiz bu dünyaya gelmek isterdik, ve işte dünyadayız.
Aslında biz dünyaya gelmekle çileye, gayrete, çabaya, Sabra, kulluğa ve bunun sonunda ebedi mükafata ve Allah'ın rıdvan-ı ekberine talip olduk. Biz bu dünyaya Allah'a kulluk etmek için geldik.
Hz. Ali'nin (ra) dediği gibi: Allah'ın bize Rab olması, bizim Ona kul olmamız bu dünyada şeref olarak bize yeter.
Bahar geliyor, gelsin, hoş geldi sefa geldi. Ancak insanların içinde bir kırık plak hep aynı nakaratı tekrarlayıp duruyor.
'Bayram gelmiş neyime
Kan damlar yüreğime'...
Sevinci de kederi de paylaşmayı bilmeliyiz. Tevarüs ettiğimiz ahlak bize bunu emrediyor. Yalnız olmadığımızı bilmeliyiz. Gökkubbenin altında bize ayrılan süre içinde gelip geçerken bir yaraya merhem olmanın hazzını tatmalı, onurunu yaşamalıyız.
Paylaşmak, dayanışmak, bir tebessüme karşılık vermek ve ağlarken bir sineye yaslanabilmek en güzeli.