Bu mektubu kaçıncı kez yazıyorum bilmiyorum.
Belki sen hiç okumayacaksın.
Belki bir gün eline geçer ama sen, yazanı bile tanımazsın.
Yine de yazıyorum.
Çünkü içimde biriken ne varsa ancak bu cümlelerle taşabiliyor.
Şu an ne yapıyorsun diye düşünüyorum.
Evde misin?
Bayram temizliği mi var?
Yoksa anneannelerde misin?
Yine her şeyin ucundan tutup oraları mı güzelleştiriyorsun?
Yürüyebiliyor musun artık?
O kaldırımlarda izlerin var mı?
Beni düşündün mü bugün?
Bir kez bile…
“Acaba ne yapıyor şimdi?” diye.
Ben buradayım.
Hiçbir yere gitmedim.
Gitmeyi de başaramadım.
Ne seni unuttum,
ne kendime yeni bir hayat kurabildim,
ne de başka gözlerde seni arayabildim.
Ben hep aynı yerdeyim.
Senin bıraktığın yerde.
Burada bir çay bahçesi var.
Çatısı hasır,
direkleri mavi.
Gölgeyi sever.
Sessizliği de.
Bazen kalabalık oluyor.
Hafta sonları insanlar doluşuyor.
Ben seni Seversem bu ülke bölünür
Öyle diyor tarafsız gazete manşetleri
Hezdıkım terör içeren bir kelimeymiş
Biz sevişirken kimseler ölmüyordu ki
Bazen biz ölüyorduk ama tekrar diriliyorduk
...
Sevginin tek dili varmış, tek dini
Ben sana Kürtçeden öte kelime biriktiremedim
Benim yüreğimi cumartesi anneleri doğurdu
Ve bu yüzden seni seversem,
Mecnun değil, terörist olur adım
...
Zaten Kürtçe düşündüğümü anladılar,
Gözlerine de bakarsam tutuklarlar beni
Bilirler kürdün bakışını,
Bakarken cesur duruşunu
İsyandır deyip, asarlar beni D kapı meydanında
Bu yüzden seni seversem sensiz kalırım
...
Anla bizim sevdamız imkânsız,
Bu yüzden değil midir dağlara sözümüz
Özgürce okuyamam sana şiirlerimi
Her mısrada yargılarlar beni
Sürgün olurum
Yozgat’tan ulaşmaz sana mektuplarım
...
Ben seni Kürtçe severim
Kaçak tütünle hasretini,
Kaçak çayla nefesini yudumlarım
Ben seni seversem
Buradaydım,
Hayatımın en tuhaf ama bir o kadar da güzel o zamanı burda başladı. Onunla ilk buraya geldik o zaman arkadaştık şimdi ise birini çok iyi tanıyan iki yabancı..