Sanki ezberlediğim her bir hadis biraz daha ağırlık yapıyor sırtımda. Zihnim ezberlemeye, yeni hadisler edinmeye bir türlü doymuyorsa da gönlüm daha fazla yük istemiyor. Özellikle bazı hocalarımın nasihatleri kulağımda: "Hayatınıza koymadığınız hadisleri zihninize koymayın, ezberlemeyin, okutmayın!" Gerçi yaşantıma baktığımda bir sürü eksik gözüme çarpıyor ama bir yandan şu yolculuk Allah rızasından başka bir şey için yapılmaz diyorum kendi kendime. Yıllardır dolanıp duruyorum, ailem ne yapar ne eder diye meraktayım. Bir ömür boyunca öğrendiğim bu ilimden para kazanmamaya ant içtim. Edindiğim hadisleri başkalarına sadece Allah rızasını ve Peygamberimizin şefaatini kazanmak için öğreteceğim.
Nişabur’dan ayrılalı 5 gün oldu. Yol fena değil. Yolculardan bir amca rahatsızlanıp Beyhak’ta vefat etti, oraya defnettiler. Yolculuk böyle bir şey herhalde. Kimin nerede kalacağı belli değil. Kim uğrar bu adamın kabrine? Geride bıraktıklarına ne zaman ulaşır haberi? Meçhul.
Aklıma Adî b. Zeyd’in ölüleri konuşturduğu mısraları geldi:
Bizi gören şöyle desin kendine: Ölüm geliyor bana da süratle.
Ey evladım! Gelinler, damat evine gittiği zaman eline kına yakarlar. Erkekler ise şehadete gittikleri zaman ellerini kan ile boyarlar. Ölümü temenni edip de onu bulamayacağınız vakit gelmeden önce, Gırnata’nın şerefi için savaşın ve onurlu bir şekilde ölün!… dedi.
“Bağrışıp ağlaşmayı, kadınlara ve çocuklara bırakın. Bizler erkekleriz. Kalplerimiz gözyaşı akıtmak için değil, kan damlamak için yaratıldı. Gırnata’yı kurtarmamızın imkânsız olduğunu düşündüğünüzü görüyorum. Fakat asil ruhlar için hâlâ bir alternatif var. O da şerefli bir ölümdür. Hürriyetimizi savunmak ve Gırnata’nın başına gelen felaketlerin intikamını almak için ölelim. Böylece vatanımız evlatlarını, işgalcilerin zincirlerinden ve zulmünden hür olarak büyütecek. Gırnata’nın eşrafı, Gırnata’yı savunmak için ölmekten korktular denilmesinden Allah’a sığınırım, demişti.”