Hayatını işkence ve kafa kesmekle geçirmiş bir cellat, ümitsiz bir sarhoş veya nefret ettiği, fakat olmadan da yaşayamayacağı karanlık bir odaya kapatılmış bir deli hayal edin. Bu insanların kendilerine "Hayat nedir?" diye sorduklarını düşünün. Açık ki sadece tek bir cevap verebileceklerdir: Hayat kötülüklerin en büyüğüdür. Bu cevap hayatın geneli için olmasa bile delinin kendisi için oldukça doğru bir cevap olacaktır. Peki ya ben de böyle bir deliysem? Peki, bizim gibi varlıklı ve eğitimli olan herkes böyle deliyse?
"Hah, buyurun size zamane gençliği. Vücuttan başka bir şey görmezsiniz ki. Bizim zamanımızda öyle değildi. Aşkım kuvvetlendikçe, o gözümde bedensizleşiyordu. Siz şimdilerde bacaklara, ayak bileklerine falan bakıyor, âşık olduğunuz kadınları soyuyorsunuz, benim içinse Alphonse Karr'ın da dediği gibi aşkımın nesnesi hep tunçtan esvaplar içindeydi."
Yüreğinde bu dünyada söz dinleyip kimseyi gücendirmediği zaman insanın ne kadar iyi yaşadığını hissediyordu, demek ki öteki dünyada da her şey iyi olacaktı.