Asaf Hâlet Çelebi 'den Düdüklü Tencere eleştirisi Böyle bir kitaptan bahsetmek benim için zül, muharriri için de bir şereftir. Bunu bilmekle beraber ben her iki şıkkı da göze alarak yazıyorum. Çünkü, bu kitap yalnız firenklerin tabiriyle “ordurier” (süprüntülük) nevinden ibaret olmakla kalsaydı, hakikaten kale almaya değmezdi. Maalesef mesele bu kadar basit değildir. Geçenlerde, bir mecmuada çıkan “Pislik Edebiyatı” adlı bir yazımda da belirttiğim gibi, bu kitabcık âdeta, sistematik olarak cehalet, kabalık, pislik, tenbellik, vurdumduymazlık ve serserilik propagandasını yapan, antisosyal bir meyilden ve komplekslerle dolu, mâlûl bir ruh hâletinden doğmuştur. Âdi, işsiz, inatçı ve kaba görünmeyi bir marifet sanan ve yeni teşekkül etmekte olan bir züppeliğin şimdilik mukaddes kitabı mahiyetindedir. Bunun için de, zararlı kelimesinin ifade edemiyeceği kadar korkunç bir mâhiyet taşımaktadır. Evet, ben bu zümrenin ve bu zihniyetin yeni farkına vardım. Önceleri birkaç dostumdan işittiğim menkıbelerine adeta inanmak istememiştim. Fakat sonra kendilerini ve hattâ mekânlarını gördükten, kendi ağızlarından mahiyetlerini öğrendikten sonra ürperdim. Hele Nurullah Ata beyin her mecliste bu şiirleri bol bol inşat ettiğini de duyduktan sonra şerlerinden Allah’a sığındım. Vaziyet kısaca şundan ibaret: Bu “efendi”lerin çoğu kulaktan dolma bir şeyler işitmişler. Fransa’da daha doğrusu Paris’te hakikîexistencialistedeğil de, bu maske ile geçinen garip kıyafetli, birkaç züppeyi çığırtkan olarak tutan, bazı bodrum kahvelerinde şaşkın birkaç Amerika seyyahını celbetmek için, içeriye oturmuşlar, bunlar her türlü kabalığı ve garabeti mübah olarak görüyorlarmış. Tabiî bu kahve çığırtganlarının asılexistencialismemeslekinden ve felsefesinden haberleri yok. Onlar, süs için yer dolduran sahtekârlardan
تَزَوَّجُوا الْوَلُودَ الْوَدُودَ، فَإِنِّي مُكَاثِرٌ بِكُمُ الْأُمَمَ "Doğurgan ve kocasını çok seven kadınlarla evlenin. Çünkü ben diğer ümmetlerin peygamberlerine sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim." (Ebu Davud, 2050)
Hadis
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ben evdeki misafirin bereketini evdeki kediden gördüm. Aynı bir çocuk gibiydi.Oyunlar oynadı, hopladı, zıpladı at gibi koşturdu evin içinde ve ne bir tabağa yeltendi ne kimseye zarar verdi bunları yaparken o kadar mutluydu ki hayranlık ile seyrettik. Ben o gün kedimle iftihar ettim.
Duygu ve Düşünce
Türk, ahlâk yapısını bir Peygambere muhtaç olacak kadar hiçbir devirde kaybetmedi! Atatürk, tarih ve dil mevzularıyla yakından ilgilendiği yıllarda, Çankaya’da yapılan toplantıların birinde Mevlâna Celâleddin’in onsekizinci göbekten torunu olan Veled Çelebi İzbudak’a "Allah katından bir ülkeye veya millete bir peygamber neden gönderilir" sorusunu sorar. Veled Çelebi, kısaca, Allah’ın, ahlâk ve iman şartlarını inkâr eden, sapkınlığın had safhaya geldiği ülke, millet veya kavimleri doğru yola sevk etmek için peygamber yolladığını izah eder. Veled Çelebi’nin verdiği cevaplardan pek memnun olan Atatürk der ki: “Evet…çok haklısınız. İşte bu sebeplerdendir ki Yüce Tanrı, Türk ülkelerine ve milletine, bir peygamber göndermek ihtiyacı duymamıştır. Çünkü Türk milleti, İslamiyetten çok çok zaman önce Tek Tanrı inancına sahipti ve ahlâk yapısını bir Peygambere muhtaç olacak kadar hiçbir devirde kaybetmedi. İnsanoğlunun yaptığı putlara tapmadı(…) Biliyorsunuz biz Türkler, İslamiyet’i Tek Tanrı inancını getirdiği için kabul ettik ve onun cihan hareketi olabilmesini kafa ve kılıcımızla temin ettik.¹ Eğer Türkler Müslüman olmasaydı İslamiyet, Musevilik gibi mevzii bir din olarak kalırdı. İslam alemine bu hakikati anlatmak lazımdır. Araplar topraklarında üç semavi din peygamberlerinin gelmesiyle iftihar ederler ve üstünlük iddia ederler.² Bizi de böyle bir nasipten mahrum olduğumuz için küçümserler. Aslında bu bizim ahlâk ve insanlık benliğimizi, hiç bir devirde bir Peygambere muhtaç olacak kadar kaybetmemiş olmamızın ilahî takdir ve tasdikidir. Çünkü hangi Peygamberin nerede irşâd edeceği, Tanrı’nın takdiridir…” (Münir Hayri Egeli, Bilinmeyen Atatürk’ten Hatıralar adlı eserden yararlanılmıştır.) Bu kısımdan sonrası benim yorumlarımı içermektedir: ¹araplar puta
1000Kitap
"Son olarak, sen; yenildiğim için iftihar duyduğum tek savaşsın."
Alıntı
Gönül yârın visâlinden meğer kat-ı ümid olmaz
1. Ne ranâ yüz ki gözler perdesiz seyrinden âr eyler Ne zîbâ göz ki bir kez kanda baksa cân şikâr eyler 2. Anındır izzet-i devlet anındır mesned-i ikbâl Cihân hükmündedir her ne diler ne ihtiyâr eyler 3. Mesîh-âsâ anın her nefhâsı Rûhu'l-Kudüs'dendir Hayât istersen ey mürde gönül var hoş timâr eyler 4. Değil ayrı anın zâtına andan bilmeyen ayrı Kim anı bildi andan doldu anı yâr-ı gâr eyler 5. Hayâle gelmeden dilden tecellîsi zuhûr eyler Görünmez gözle sun'un cümle birden âşikâr eyler 6. Gönül yârın visâlinden meğer katı ümid olmaz Düşürdü hicrine ümidi kim vaslına yâr eyler 7. Hulûsî'nin yuları dergeh-i bâbında bağlıdır O bend kim her kimin boynunda olsa iftihâr eyler
Alıntı