Kafatasımın içinde tekinsiz bir vapur yanaşıyor limana,
Sol gözümün arkasında simsiyah mürettebat, ellerinde baltalar.
Bir gram ışık sızsa odadan içeri, her şey havaya uçacak;
Gözümün önünde çakan o flaşlar, Azrail’in bana biçtiği son değer.
Sokaklar lambalarını söndürmüş, dünya benden yana değil,
Karanlık, varoluşumun en lüks, en asil sığınağı olmuş.
"Bir kahve iç geçer" diyen o sığ kalabalığı ise,
Tarihin en karanlık sayfalarına sürgün etmek boynumun borcu.
İlaç kutuları masanın üzerinde intihar süsü verilmiş cesetler gibi,
Ne laftan anlıyor bu sancı, ne de modern tıbbın vaatlerinden.
Şu başı gövdeden ayıracak jilet gibi keskin bir ayrılık lazım;
Sessizce, gürültüsüzce ve tek celsede bitecek cinsten.
İçeride benden habersiz darbe yapan bu arsız ihtilalci,
Gençliğimi de zekamı da canlı canlı kemiriyor alenen.
Ben bu gece acının en yüksek dozunda, bir başımayım;
İnfazımı izleyen o sessiz seyircilere hayranım.