Hiç emniyette değilim
İhanet kol geziyor. Kendi kendime ihanet etmek için, kendi kendime de her an izin verebilirim. Kendimden kaçıp sığınacağım kendim bir türlü barışa yanaşmıyor. Kırık aynalarda çoğalan yüz lerimin sahtekârlığından bıktım usandım. Hangisine "ben"im diye yönelsem, sonunda hep aynı çıkıyor: Bu da ben değilmişim. Gidecek yer yok, nereye gitsem aynı yerdeyim
Sayfa 106·Kitabı okudu
Sabahattin Ali
Ben dünyadan ziyade kendi kafamın içinde yaşayan bir insanım
Sayfa 19·Kitabı okuyor
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
bir adım attığım yerde ne vardı ki gitmemle kayboldu her adımımda sonsuz ben'ler koyuyorum boşluğa ve yine ben dolmuyorum geçip gittiğim yerlerden iç içe öne ve arkaya bakan bir sürü benler koymuşumdur eskileri çocuk şimdikiler ihtiyar
Sayfa 43
Eline kiraz çiçeği duş jelinden döktü. Bu benim yeni favorimdi. Ve derin masaj darbeleriyle beni sabunlamaya başladı. Kollarımı bitirdiğinde, beni hafifçe öne doğru itip sırtımı sabunlamaya başladı. Ardından beni yeniden kendine doğru çekip bacaklarıma doğru eğildi ve böylece vücudumun her tarafına ulaşabiliyordu. Parmakları sonunda göbeğimde dolaşıp göğsüme doğru çıkmaya başladı. Göğüs uçlarımın zevkten sertleşmesini sağlayana kadar uzun süre göğüslerimi sabunlamaya devam etti. Kulak mememi ısırmaya ve elleri göbeğimin alt kısımlarında dolaşmaya başladı. Arkamda sertleşmeye başlayan aletiyle aklın da neler olduğunu kelimelere gerek kalmadan söylüyordu.Ama önce söylenmesi gereken şeyler vardı. aletini aralığıma doğru bastırmaya devam ederken bunu konuşmanın zamanı değildi. O, her şeye evet dememi sağlayabilirdi. Elleri ellerimdeyken göğüslerime doğru eğilip birini ağzına aldı. Zevkle iç çekerken bedenim ona teslim oluyordu ama yine de aklımda detaylar dolaşmaya devam ediyordu.Ellerimi boynuna doladım ve onu biraz daha kendime doğru çektim. Aramızdaki aleti sertleşmeye devam ediyor, bense tahrik olmaya devam ederken dudakları bana ihtiyacı olduğunu söylüyor, ben de aynı şekilde istekle ona ihtiyaç duyuyordum. Dudağımı dudaklarından ayırmadan elini göğüslerime götürdü
Romanla ve modern öyküyle tanışalı 150 yıl bile olmadı henüz. Dil engeli olmasa dünya edebiyatına birkaç öykücü ve romancı katabilirdik. Şimdi şimdi çevriliyor. Evet ama dil engelini bir mazeret olarak görmüyorum. Birkaç Batı dilini saymazsak bütün ülkelerin edebiyatı için geçerli bir sorun bu. Çok tartışılır, Kafka Almanca değil de Çekçe yazsaydı bu kadar tanınır mıydı ya da Kafka ayarında olduğu söylenen Bruno Schulz Lehçe yerine Almanca yazsaydı dünya çapında bilinir miydi diye. Bence mesele edebiyatı içeren kültürün toplumsal bir ihtiyaç olup olmamasıyla ilgili. Kültür, medeniyet arzusu, hak, özgürlük, adalet talepleri bütün bunlar iç içedir, birbirini geliştirir. Tarihimize bakarsak edebiyatın pek çok sosyolojik nedenle toplum tarafından ihtiyaç olarak talep edilmediğini görüyoruz. Talebi olmayan ürün gelişemez. Bugün bu durumun çok da değiştiği kanısında değilim. Eskiye oranla daha fazla kitap basılıyor, satılıyor olabilir ama iyi edebiyat yine bir avuç iyi okurun umurunda. Ekonomide bir ilke vardır. Tüketimi azaltılmak istenen ürüne ulaşmak zorlaştırılır. Mesela sigara tüketimini azaltmak için vergi konur, yaş sınırı getirilir, satan yerler kısıtlanır vesaire. Bizde kültür ürünleri adeta böyle. 12 Eylül'de lise sondaydım. Jandarmanın çantamda bulduğu bir Orhan Kemal romanının arkasında, "Eserleri arasında Nazım Hikmet'le Üç Buçuk Yıl vardır" yazıyor diye dört saat karakolda tutuldum. Bizim tarihimiz bir korku tarihi. Korku sindirir, hayatı çoraklaştırır. Çorak bir toplumda edebiyatın da zayıf olması şaşırtıcı değil. Bundan yirmi yıl önce başka bir dile çevrilmek mucize gibi bir şeydi. Bugün sayısız kitap onlarca dile çevriliyor. Ama bu durum her çevrilenin iyi edebiyat olduğunu kanıtlamaya yetmez. Elbette, dünya çapında tanınmayı hak eden büyük yazarlarımız
Sayfa 54 - Can Yayınları·Kitabı okuyor
Edebiyat
Karşımızdakini geçiştirmeden O'nu anlamaya çalışmak, gerçek anlamda duymak, neyin neden olduğunu sormak ya da konuşmak... O zaman ben bütün sorunları halledebileceğimize inanıyorum. Ama maalesef ne konuşuyoruz ne de anlamaya çalışıyoruz.
Sayfa 63
Alıntı