Ridgeway boyunca yürürken bunu yapmaya çalıştım. Çok geçmeden manzarayla temas halinde olmam gerektiğini ama olamadığımı hissetmek yerine, renklerin ve şekillerin kendiliğinden belirdiklerini gördüm. Kabıma sığmaz oldum, buğday tarlaları, çitler ve tepeler bana sevinç vermeye başladı.
Sonra aynı ilkenin iki uygulamasını daha keşfettim. Birincisi hayvanat bahçesinde hayvanların resimlerini çizmeye çalışırken oldu. Her zamanki gibi başlamış, elimin hareketini bilinçli olarak kontrol etmeye, doğru yaptığıma emin olmak için ağır ağır, endişeli ve temkinli çizgiler çizmeye başlamıştım, nafile bir çabaydı çünkü içimde sürekli şu his vardı: 'Tanrım, kesin yanlış yapacağım, şişko bir domuza benzeyecek . halbuki ne alımlı hayvan: of, ben daha yarısını hile yapmadan gidiyor." Netice Figür A 'ydı, hem o kadarını yapmak hile epey vaktimi almıştı. İnsanı bunaltan bir hobi olduğu için resim çizmeyi bırakma kararıyla tam umutsuzca kalemi bırakıyordum ki tesadüfen başımıı kaldırdım ve resmini çizdiğim hayvanın kayaların üzerinde poz verdiğini gördüm; biçimi beni öyle etkisi altına almıştı ki kendi yetersizliğimi düşünmeye fırsat bulamadım ve çılgın bir telaşla çizmeye başladım. Birinci teşebbüste harcadığım zamanın dörtte biri kadar zamanda en azından beni cezbeden şeylerin temel bir taslağını çizmiştim (Figür B), sonra hayvan yine hareket etti.
Bir biçime duyduğum rastlantısal ilgi beni titizlenmekten kurtardığında gelişiveren bir kendini unutmaydı bu. Daha sonra dikkatimi baktığım şey üzerinde bilinçli olarak tutarak. elimi ve çizimi bilinçli olarak unutarak deneyimi tekrarlamak istedim (Figür C). Ben daha çizmeye yeni başlamışken hayvan yine hareket etti; ama sonra sürekli hareket eden bir şeyi çizmeyi denemeye karar verdim. Uzun bacaklı bir kuşu gördüğüm anda hemen ilk izlenimi bozmamak için kafamı çevirdim. Sonra dikkatimi bu zihinsel imge üzerine yoğunlaştırdım ve elimi dilediği gibi çizmeye bıraktım. Dikkatli olmanın istediğim şeyi yapmak anlamına gelmediğini anlamamın neden bu kadar uzun sürdüğünü merak ettim.
Saplantılı korkular ya da kaygılar karşısında fikir yürütmenin neden işe yaramadığını anlamaya başlamıştım çünkü kaynakları aklın ve sağduyunun kapsama alanı dışındaydı. Zihnin ıssızlıklarında, bir şeyin hem kendisi hem da başka bir şey olabildiği yerlerde gelişiyorlardı.
Aslında zihnimin bir kısmı benim sorunu keşfetmemi engellemekte kararlı görünüyordu. Sonsuz bahaneler, kandırmacalar ortaya koyuyor, dikkatimi dağıtacak türlü acil işler uyduruyordu