Kendi Kalemimden!
“Belki de ruh sağlığımızın büyük kısmı, özgürlüğümüzle ne yaptığımızın günlüğüdür.”Bize öğretilen şu: “Hayatını yaşa, mutlu ol.” Ama kimse sormuyor: Hangi özgürlükle, hangi seçimle, hangi iç hesaplaşmayla?Kierkegaard için özgürlük, “istediğimi yaparım” kolaycılığı değil; “seçim yaptığım anda varoluşumun ağırlığını omuzlarımda hissederim” gerilimidir. Özgürlük, bir menüden yemek seçmek değil; seçtiğin her lokmanın, kim olduğun hikâyesine dönüşeceğini bilerek masaya oturmaktır. O yüzden Kierkegaard’da seçim, sadece seçenekler arasında gezinmek değil, Tanrı’nın sessizliğinde kendi sesine katlanabilme cesaretidir.Nietzsche ise sahneye girer ve tüm putları tek tek kırar: Tanrı’nın putunu, ahlakın putunu, toplumun putunu… Ama o, sanıldığı gibi “her şey serbest” diyen bir anarşist değil; tam tersine, evrenin acımasız nedenselliği içinde bile kendini yaratmayı deneyen bir iradenin filozofudur. Determinizmi reddetmez; kaderin taşlarını yerinden oynatamazsın belki, ama o taşlara verdiğin anlamı kökten değiştirebilirsin der. “Kaderini sev” (amor fati) dediğinde, aslında “hayatını mazeretsiz üstlen” demektedir.Heidegger devreye girdiğinde, zaman bir anda duygusal bir metafizik hâline gelir. Ona göre insan, kronolojik bir çizelgede saniye tüketen bir organizma değildir; geleceğe fırlatılmış, geçmişi tarafından delinmiş, şimdide bunalan bir varlıktır. “Sahicilik” (Eigentlichkeit) tam da burada başlar: Başkalarının beklentileriyle kurduğun sahte benlikle değil, sonluluğunu –ölümlülüğünü– iliklerinde hisseden çıplak bir bilinçle yaşamak. Heidegger’in “zaman”ı, telefon ekranında kayan saat değil; ertelediğin kararların ruhunda birikmiş yankısıdır.Camus ise masaya oturur ve tek bir soru sorar: “İntihar sorunu.” Hayatın saçma olduğunu fark ettiğin an ne yapacaksın? Evren sana hiçbir
1000Kitap
Hayatın İçinden (Üçleme)
Conatus (2025) İzin (2025) İçdünya (2026) Daha birçok yazdığım senaryo var, henüz eyleme dökme fırsatı bulamadığım. Ama bu üçleme benim dünyamda yaşamsal öneme sahip. Hepsini yazdım, yönettim, oynadım, biri hariç, diğer ikisini kurguladım. Hepsi benim dünyamdan çıktı. Kısıtlı vaktimde film yapabileceğimi kendime ispatlamış oldum. Bahane üretmedim, şikayet etmedim, salt yapabileceklerime odaklandım. Arkamızda büyük prodüksiyonlar yok. Bu yüzden kendi prodüksiyonumuzu kendimiz kurduk. Bu filmleri yalnızlıkla çektik. Yeri geldi destek için rica ettik, sağ olsun kırmadılar. Onların da bu üretimde emekleri var. Ama biz ne yaptıysak, sanatı sevdiğimiz için yaptık. Hep kendi cebimizden verdik, beş kuruş kazanmadık. Herkes bunu yapar diyemiyoruz (illa ki yapanlar vardır), onun için mütevazı olamayacağız. OntoGraf çatısı altında elimizden geleni fazlasıyla yapıyoruz. Podcast yapmaya da devam edeceğiz. Ama film yapmanın benim için çok ayrı yeri var. Hem yazmak hem yönetmek hem kurgu yapmak hem oyunculuk yapmak bana inanılmaz bir haz veriyor. Yaşadığımı hissediyorum. Üretimlerimiz: instagram.com/ontografart?igs... Podcast: open.spotify.com/show/07jPUOrsbG...
Sinema/Felsefe
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Şu Freudcu tezi inceleyelim: "Ordular saldırganlığı körüklemek için cinsel dürtüden yararlanır. Ordu cinsel dürtüleri tavan yapmış genç erkekleri toplar. Askerlerin cinsel ilişkiye girerek tüm o basıncı azaltma fırsatlarını sınırlayarak gerilimin içlerinde birikmesine neden olur. Daha sonra bu birikmiş basıncı yeniden yönlendirir ve bu basıncın askeri saldırganlık olarak dışavurumunu sağlar." Buhar makineleri de tam olarak bu yöntemle çalışır. Buharı kapalı bir kazana hapsedersiniz. Buhar gittikçe daha çok basınç biriktirir ve vanayı açıp basıncı önceden belirlenmiş bir yönde tahliye ettiğinizde amacınıza ulaşmış olursunuz. Bu benzetme sadece ordular için geçerli değildir, gündelik hayatta pek çok sebeple içimizin sıkıştığından ve biraz "deşarj olmazsak" patlayacağımızdan bahsederiz. #Freud #Psikanaliz #CinsellikveSaldırganlık #Bilinçaltı #Libido #İdEgoSüperego #RuhunMekanizması #BilinçVeBilinçdışı #DüşünmekYorulmaz #PsikolojiFelsefesi #İnsanDoğası #Dürtüler #BasınçVeDeşarj #İçBasınç #GerilimVePatlama #İnsanınMekaniği #Deşarj #ZihninDerinlikleri #Farkındalık #DüşünceAkışı #Düşündürensözler #DerinDüşünceler #İçDünya #ZihinYolculuğu
Alıntı
“Belki de ruh sağlığımızın büyük kısmı, özgürlüğümüzle ne yaptığımızın günlüğüdür.”Bize öğretilen şu: “Hayatını yaşa, mutlu ol.” Ama kimse sormuyor: Hangi özgürlükle, hangi seçimle, hangi iç hesaplaşmayla?Kierkegaard için özgürlük, “istediğimi yaparım” kolaycılığı değil; “seçim yaptığım anda varoluşumun ağırlığını omuzlarımda hissederim” gerilimidir. Özgürlük, bir menüden yemek seçmek değil; seçtiğin her lokmanın, kim olduğun hikâyesine dönüşeceğini bilerek masaya oturmaktır. O yüzden Kierkegaard’da seçim, sadece seçenekler arasında gezinmek değil, Tanrı’nın sessizliğinde kendi sesine katlanabilme cesaretidir.Nietzsche ise sahneye girer ve tüm putları tek tek kırar: Tanrı’nın putunu, ahlakın putunu, toplumun putunu… Ama o, sanıldığı gibi “her şey serbest” diyen bir anarşist değil; tam tersine, evrenin acımasız nedenselliği içinde bile kendini yaratmayı deneyen bir iradenin filozofudur. Determinizmi reddetmez; kaderin taşlarını yerinden oynatamazsın belki, ama o taşlara verdiğin anlamı kökten değiştirebilirsin der. “Kaderini sev” (amor fati) dediğinde, aslında “hayatını mazeretsiz üstlen” demektedir.Heidegger devreye girdiğinde, zaman bir anda duygusal bir metafizik hâline gelir. Ona göre insan, kronolojik bir çizelgede saniye tüketen bir organizma değildir; geleceğe fırlatılmış, geçmişi tarafından delinmiş, şimdide bunalan bir varlıktır. “Sahicilik” (Eigentlichkeit) tam da burada başlar: Başkalarının beklentileriyle kurduğun sahte benlikle değil, sonluluğunu –ölümlülüğünü– iliklerinde hisseden çıplak bir bilinçle yaşamak. Heidegger’in “zaman”ı, telefon ekranında kayan saat değil; ertelediğin kararların ruhunda birikmiş yankısıdır.Camus ise masaya oturur ve tek bir soru sorar: “İntihar sorunu.” Hayatın saçma olduğunu fark ettiğin an ne yapacaksın? Evren sana hiçbir
1000Kitap
İçdünya
İş ve emek hayatının yoruculuğuna rağmen Onlar Alanı’nın çarpık yaşamına direnmek, kendinden vazgeçmemek, kendini motive edecek alanlara sığınmak gereklidir. Yaşam kendi içinde ne kadar anlamsız görünürse görünsün, anlam nosyonu öznellikle ortaya çıkar, öznellikle kendini bulur. Nesnel koşulları öznel olarak değerlendirmek kişiyi ortalamanın dışında düşünmeye ve eylemeye sevk eder. Yaşamın özü praksistir. Yaşamın özü mücadele etmektir. Sanat, gündelik yaşamı kişinin içdünyasında yorumlayarak başka bir dünyayı resmetmesine vesile olur. Asıl mesele saf gerçeklik değil, gerçekliğin yorumlanışı, bir bedenin mevcut gerçekliğe karşı direniş göstermesidir. Ben de İçdünya filmiyle bu anlatıyı işlemeye çalışacağım. Ama görüntüye ağırlık verip ondan sonra senaryo yazmayı planlıyorum. Çünkü film çekenler bilir ki, yazdığımız metinleri çekecek imkân ve olanakları her zaman bulamıyoruz. Bu yüzden bir sürü görüntü çekip bu görüntüler üzerinden metin yazmak daha mantıklı geliyor bana. Çok ters görünse de bunu uygulamak hiç de zor değil. Sahnedeki içeriği değiştirmek yerine kendi sahneni oynamak daha makul.
Sinema/Felsefe