Nasip ve Rızık
Allah'ım sen kusursuz ve mükemmelsin, tüm eksikliklerden münezzehsin. Yurtta kalıyorum, yemek saatini kaçırdığım için dışarıdan sipariş verdim. Onda da yanlışlıkla turşu ve patates istiyorum diye okuduğum seçeneği sonradan fark ettim ki istemiyorum yazıyormuş ve ben öyle sipariş verdim. 1 saatten fazla siparisi bekledim ve sonunda geldi. Ne beklersiniz? Yanlış gelmiş. İçini açıp baktık kuryeyle tavuk döner sandık kurye de şubeyi arayıp siparişin komple yanlış olduğunu söyledi. Şube tekrar gönderim sağlayacaklarını yanlış gelen ürünün de bende kalabileceğini söylemiş. Tavuk markasını bilmediğim ve buna dikkat ettiğim için yiyemeyeceğimi abinin geri götürmesini söyledim kabul etmedi, biraz inatlaştık ama bende kaldı o sipariş. Arkadaşıma vermeye çalıştım o da yemedi. En sonunda yemek için içini açtım ve et döner gönderdiklerini ekstra patates ve ayran gönderdiklerini gördüm. Önce kuryeyi sonra şubeyi aradım. İki siparişi de yiyebileceğimj söylediler. İlkini yedim ama doydum bu yüzden gruba yazdım aç olan var mı diye bir kardeş yazdı ben açım diye. Yemek yiyememiş, acıkmış... Kime niyet kime kısmet lafı o kadar doğru ki. O döner onu nasibiymiş. Allah'ım, canım Rabb'im bir kez daha hayretle baktım olaya ve şükürler olsun sana.
Dünya ile ilişkimi kesmiş veya kesecek değilim. Ancak meczuplara yakın bir duruşum olsun isterim. Onlarca şeyi -iyi niyetle- isteyip hemen hepsini eksik, yarım yamalak bırakmaktansa küçük, basit ve sıradan olanı hayatına katmayı daha anlamlı buluyorum. Basit ve küçük. Küçük ve sevimli. Bir elbise gibi, -görünen, gösterilmeye çalışılan, bağıran bir elbise değil- üzerime giymek. Bir selamı, yazıyı, davranışı, konuşmayı ve susmayı. Çok konuşmamızın içini -birbirimizi anlamaya çalışmak- gibi bir aptallıkla doldurduğumuzu düşünüyorum. En baştaki kanaatlerimiz hemen hiç değişmiyor. Zorluyoruz. Acaba açık bir kapı bulur muyuz derdi taşıyoruz. Gevezeliği seviyoruz. Kendimizi anlatmaya maharet sayıyoruz. “Seni anlamak istiyorum” diyen kulaklarından ziyade gönlünü açar. Gönlünü açanlar elini kaldırsın. Bir, iki, üç, dört... Bir elin parmağından az!
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Albert Camus şöyle diyordu: “İnsanı gerçekten mutlu eden şeyler sanıldığı kadar karmaşık değildir. Bir parça gökyüzü… İçini diri tutan bir sevgi… Kimseye kendini kanıtlama mecburiyetinin olmaması… Ve insana kendi ruhunu hissettiren bir üretim… Çünkü insanı tüketen şey yoksulluk değil her zaman; çoğu zaman başkalarının hayatını yaşamaktır. Hırs büyüdükçe ruh daralır. Kalabalık arttıkça insan kendinden uzaklaşır. Ve bazı insanlar bütün ömrünü “başarılı” görünmeye harcarken, bir gün aynaya baktığında aslında hiç yaşamadığını fark eder.
Hayat bir zamanlar ne kadar güzeldi… Bir zamanlar zaman daha yavaş akardı sanki. Sabahlar daha aydınlık, akşamlar daha huzurluydu. İnsanlar birbirine daha içten gülümser, bir hâl hatır sormak bile insanın içini ısıtmaya yeterdi. O günlerde sahip olduklarımızın kıymetini belki de tam olarak bilmiyorduk. Çünkü mutluluğun hep bizimle kalacağını sanıyorduk. Meğer en değerli şeyler, farkına varmadan yaşayıp geçtiğimiz anılarmış. Şimdi bazen eski bir şarkı duyunca, eski bir fotoğrafa bakınca ya da tanıdık bir kokuyu hissedince içimiz burkuluyor. Çünkü anlıyoruz ki bazı günler geri gelmiyor. Geriye sadece anılar ve içimizde ince bir özlem kalıyor.
1000Kitap
"İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık."
Ayın Işığı Sokakları adımlıyorum sessizce, Ayın o bildik, solgun ışığında… Balkonların rengarenk, gergin tellerine, Bir bir asıyorum yorgun düşen bedenimi. İnsanlara bakıyorum bu ışıkta; Kimi, bakışlarını ince bir merhem kılmış, Sürüyor şifasını usulca her bir zerreye… Sevdiğinin yüzünde. Kimi gömülmüş bir başına kendi karanlığına, Titrek bir nefes bırakıyor sönen sigarasına. İçini üflüyor usulca aya… O da bakıyor tam şu an, dalmış aynı aya. Ben ise kendi aydınlığımın peşindeyim, Kendi ayımın sessizliğinde… Belki başka bir balkonda, Aynı yıldızla buluşmanın o ezeli aşkıyla, Tam şu an, benimle aynı aydınlığa bakan o birini; Seni arıyorum. Yani, kendimi…