‘‘Ez li vir nasekinim, ez ê biçim çolê.’’
10/10
··
Beğendi
Xeyrî’nin tek başına kalışı ve yaralı hali beni derinden etkiledi. 13 gün boyunca aç kalması, çaresizlik içinde bir eve sığınması ve “ben açım” demesi sahnenin ağırlığını daha da artırıyordu. Fermê ananın ağlayıp üzülmesi, onun mücadelesine inanması ve yaşananlara rağmen ayakta kalmaya çalışması çok sarsıcıydı. Evin ve kardeşi Mizgin’in Xeyrî’ye olan düşkünlüğü, özellikle Evin’in abla olarak içinin içini yemesi ve Mizgin’in de aynı şekilde derin bir üzüntü yaşaması bu acıyı daha da yoğun hissettirdi. Onu yolcu ederken yaşanan duygular, vedanın ağırlığı ve sahnenin genel atmosferi okurken tüylerimi ürpertti. Hele “tuz, un, yağ kızartılmış” ve “Heval Beritan’ın helvası” gibi sözler bende çok güçlü bir etki bıraktı, adeta içimi parçaladı. Bu olaylar bütününde Xeyrî’nin yaşadığı yalnızlık, açlık ve hayatta kalma mücadelesi beni çok etkiledi ve uzun süre aklımdan çıkmayacak bir iz bıraktı. Henüz kitabın 40. sayfasına kadar okumama rağmen bu kadar etkilenmiş olmam, hikâyenin ne kadar güçlü ve sarsıcı bir anlatıma sahip olduğunu gösteriyor. Gülümse Ölüm Utansın 2
Kurdî
Gülümse Ölüm Utansın 2Xeyri Garzan · Aryen Yayınları · 2018189 okunma
9/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 46. kitabı
Sherlock Holmes’un yeni macerasıyla herkese merhaba Sherlock, odasındaki eski dava dosyalarını düzenleyip, kutuların içini karıştırırken ilgisini çeken bir dosyaya rastlar. Ve bu ilginç vakayı yakın dostu Dr. Watson’a anlatmaya başlar. Vakanın merkezinde, Sherlock’un üniversiteden arkadaşı Reginald Musgrave var. İngiltere’nin köklü ailelerinden birine mensup olan Musgrave, yıllardır yanında çalışan kahyasının gizemli bir şekilde ortadan kaybolmasının ardından Sherlock’tan yardım ister. Ancak araştırma derinleştikçe olayın sıradan bir kaybolma vakasından çok daha fazlası olduğu ortaya çıkar. Musgrave ailesinin geçmişine uzanan sırlar, eski bir ritüel ve çözülmesi gereken gizemli ipuçları Sherlock’u oldukça karmaşık bir maceranın içine sürükler. Bu serinin her kitabında olduğu gibi yine çok keyif aldığım bir okuma oldu. Sherlock Holmes’un olaylara bakış açısını okumayı gerçekten seviyorum. Herkesin gözden kaçırdığı ayrıntıları fark edip olayları çözmesi beni her seferinde şaşırtmayı başarıyor. Bu kitapta da yine gizem duygusu başından sonuna kadar hiç kaybolmadı. Bir yandan olayların nasıl çözüleceğini merak ederken bir yandan da ritüelin ardındaki sırrın ortaya çıkması için sabırsızlandım.Kızımla birlikte Sherlock Holmes maceralarını okumayı çok seviyoruz. Akıcı anlatımı ve merak uyandıran kurgusuyla bizi içine çeken bir hikâye oldu. Dedektiflik hikâyelerini seven çocuklara gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.
Sherlock Holmes: Musgrave RitüeliArthur Conan Doyle · The Çocuk Kitap · 2025422 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
10/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
Matt Haig'in yeni çıkan romanı olan "Gece Yarısı Treni", daha sosyal medyadaki duyurusuyla beni çok heyecanlandırmıştı. Kitap raflarda yerini aldığı gün ben de hemen sipariş verdim. Adından da anlayacağınız üzere Matt Haig'in yeni romanı, 'Gece Yarısı Kütüphanesi' ile aynı evrende geçiyor; hatta yazarımızın yeni kurgusunda o kitaba gönderdiği ince bir selam bile bulunuyor. Lakin aynı evrendeki iki kurgu arasında çok temel bir fark var: Gece Yarısı Kütüphanesi'nde Nora Seed bu evreni yaşam ile ölüm arasındaki o alanda yaşamıştı, yeni romanda ise Wilbur bu evreni ölümünden sonra deneyimliyor. Yazarımız ana kahramanı üzerinden yaşamın mucizeviliğini, hataları, pişmanlıkları, sevgisizliği, insanın sevmek ve hoşgörülü olmak konusunda her zaman daha iyisini yapabileceğini okura çarpıcı anılarla sorgulatmayı hedefliyor. Haig, günlük konuşma dilinde yalın bir üslup kullanırken kurgusu her zaman olduğu gibi çok sürükleyici. Alt metinde yoğun bir duygusallık hakim... Kahramanın yaptığı yanlışlar ve bunların hayatındaki insanlara etkisi; okurken insanın içini hüzünle dolduruyor. Özellikle son bölümlerde, ayrı bir duygusallık sarmaşık gibi tutunuyor kalbimize... Romanın bu yönünü çok sevdim. Çok beğendiğim bir okuma oldu. Bu kitabın da yayın haklarının alınıp ileride beyazperdeye uyarlanacağını düşünüyorum. Sean Penn veya Robert De Niro'dan bir Wilbur görmek sizce de keyifli olmaz mı?? Ana kahramanımız Wilbur Budd, 81 yaşında... Geçmişinde büyük acılar yaşamış, yoksulluğu deneyimlemiş bir insan... Bu hayatta en çok Maggie'yi seviyor. Tatlı tesadüfle başlayan iletişimleri kopuk kopuk devam etse de yetişkinliklerinde evleniyorlar. Rüya gibi başlayan evliliklerinde ışık her geçen yıl solarken Wilbur, evliliği ve sevgiyi beceremiyor. Çünkü yaşadıklarından dolayı cesur olmakta
Edebiyat
Gece Yarısı TreniMatt Haig · Domingo Yayınevi · 2026329 okunma
10/10
·
Beğendi
Patricia Highsmith'in "Kadın Düşmanlığı Üstüne Küçük Öyküler" kitabı, kadın-erkek ilişkilerine dair ironik hikâyeler anlatan bir öykü derlemesi ve insanın karanlık tarafını, bastırılmış öfkesini, güç arzusunu ve toplumsal rollerin birey üzerinde bıraktığı izleri sorgulayan psikolojik bir eser. Highsmith, her öyküde gündelik hayatın sıradan görünen yüzünü ustalıkla aralayarak, okuru rahatsız edici gerçeklerle karşı karşıya bırakıyor. Yazar karakterlerini ne tamamen suçlu ne de tamamen masum göstermiyor, insan doğasının çelişkileri içinde dolaşarak okuru sürekli sorgulamaya davet ediyor. Eserdeki "kadın düşmanlığı" kavramı yalnızca erkeklerin kadınlara yönelik tavırlarını değil, insanların birbirlerine karşı geliştirebildiği önyargıları, tahakküm arzularını ve ilişkilerdeki güç mücadelelerini de sembolize ediyor. Highsmith'in yalın fakat son derece keskin dili, kısa öykülerde bile yoğun bir gerilim atmosferi kuruyor. Mizah ile karanlığı aynı potada eriten anlatımı sayesinde kimi zaman gülümseten, kimi zaman da insanın içini huzursuz eden sahnelerle karşılaşıyoruz. Bireyin iç dünyasındaki kırılmaların, toplumun dayattığı rollerle nasıl çatıştığını görmek mümkün. Highsmith, sıradan hayatların altında saklanan bencilliği, korkuyu, sevgisizliği ve iktidar arzusunu büyük bir ustalıkla anlatmış. Kısa öykü türünün sınırlarını aşan, insan doğasının karanlık yüzüne ayna tutarken okuru kendi yargılarıyla da yüzleşmeye zorlayan, düşündürücü ve etkili bir eser.
1000Kitap
Kadın Düşmanlığı Üstüne Küçük ÖykülerPatricia Highsmith · Can Yayınları · 2018208 okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2026 13. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 23:38
Neden bu kadar geç okuduğumu bilemediğim bir kitapken beni çok doğru bir zamanda yakaladığını farkettim, tam seyahat sırasında. Bazı kitaplar vardır hayatınızın akışına uyumlu ve sizi yaşadıklarınızla iç içe sürekleyip götürmesini dilersiniz. Bu kitap da onu yaşadığım bir okuma süreci tattırdı bana. “Kişisel Menkıbe” her geçtiğinde kitapta istemsiz içimden sesli okudum. Hayatlarımız belki öyle büyük sinyaller, hedefler, öngörüler barındırmayabilir ama klişe de gelse o yaşanan, şahit olunan, yanından geçilip gidilen küçük şeyler tat verir insana ve devam edebilmesini sağlar yolunda. Kaybolmuş hissetsende, korksanda en kötüden, düşlesende en güzeli; yaşamadan, o adımı atmadan, bulunduğun yeri (fiziksel ya da zihninin içini) terk etmeden bilemezsin başına gelecekleri. Bunu göze almak yolda sadece en iyiyi umut ederek değil korkuyu endişeyi en kötüyü göğüsleyerek sindirerek, her şeyi iç içe bir bütün olarak yaşamaktan geçer. Çünkü insan, yolun sonunda dışarıda aradığı her şeyin aslında kendi içinde olduğunu anlıyor. Evrenin ruhuna dönmek, kendi özüne dönmektir; ne zaman ki o bütünlüğü yakalarsın, işte o an anlarsın ki sen hem 'bir'sin hem de 'hepimiz'sin.
SimyacıPaulo Coelho · Can Yayınları · 2024246,8bin okunma
Bir Çocuğun Kalemiyle İnsanlığın Yüzüne Çarpan Tokat
9/10
··
Beğendi
Bazı kitaplar vardır, okursun ve bitirirsin. Bazıları ise biter ama içinden çıkamazsın. Anne Frank’in Hatıra Defteri benim için tam olarak böyle bir kitap oldu. Kitabı kapattığımda elimde sadece bir günlük yoktu; yarım kalmış bir çocukluk, susturulmuş bir ses, büyümesine izin verilmemiş bir kız çocuğu ve insanlığın en karanlık tarafıyla yüzleşmiş bir kalp vardı. Anne Frank’i okumak, sadece savaş döneminde saklanan Yahudi bir kızın yaşadıklarını öğrenmek değil. Onun odasına, korkularına, hayallerine, öfkelerine, kıskançlıklarına, umutlarına ve çocukça inatlarına misafir olmak demek. Bu yüzden kitap beni çok sarstı. Çünkü Anne bir tarih figürü gibi değil, kanlı canlı bir insan gibi duruyor karşında. Bazen çok zeki, bazen kırılgan, bazen öfkeli, bazen umut dolu, bazen de sadece anlaşılmak isteyen küçücük bir kız. Bu kitabı okurken beni en çok etkileyen şey, Anne’in yaşına rağmen dünyayı anlama biçimi oldu. O küçücük saklanma yerinde, ölüm korkusunun gölgesinde bile kendini, insanları, ailesini, hayatı ve geleceği düşünmeye devam ediyor. Dışarıda savaş var, nefret var, yakalanma ihtimali var; ama Anne’in içinde hâlâ yazma isteği var. Hâlâ güzel şeylere inanma çabası var. Hâlâ bir gün özgürce yaşayacağına dair inancı var. İşte insanı en çok burası yıkıyor. Anne beni ağlattı. Bunu süslü bir cümle olsun diye söylemiyorum. Gerçekten bazı sayfalarda durup nefes almak zorunda kaldım. Çünkü onun yazdıkları sadece acıklı olduğu için değil, çok gerçek olduğu için can yakıyor. Günlüğünde büyük laflar etmeye çalışan biri yok. Kendini kahraman gibi göstermeye çalışan biri yok. Anne bazen annesine kızıyor, bazen babasına sığınıyor, bazen kendini yalnız hissediyor, bazen âşık oluyor, bazen haksızlığa uğradığını düşünüyor. Yani aslında büyüyor. Biz onun büyümesini satır satır
1000Kitap
Anne Frank'ın Hatıra DefteriAnne Frank · Avni İnsel Kitabevi · 19588,9bin okunma