Ickabog
Yazarın çocukları için hazırladığı, tavan arasında sakladığı bir hikâye.. Bakalım neler kaleme almış?
Bir kral düşünün.. Bir elinde ayna öbür elinde cımbız, tabiri caizse. Umrunda mı dünya? O aynaya bakıp kendine göz kırpa dursun.. Diğer tarafta ise kralın övgülerle gözlerini boyayan, iki dalkavuk lord. Birinin adı Lord Tükrer, diğerinin adı Lord Salyan..
Bir de bu kral ve lordların bulunduğu büyük şaşalı bir saray var ki içinden nefis pasta kokuları yükselir. Pasta Şefi Bayan Pürneşe krallarını mutfaktan saygı ile selamlar.
Saray demişken, saray ahalisine yepyeni birbirinden güzel kıyafetler diken terzi Bayan Kırlangıçkuyruğu'nu da anmazsak olmaz.
Yoğun çalışma şartlarından mıdır, bilinmez bir gün Bayan Kırlangıçkuyruğu ölür. Ve bizim bencil kral, kendini sorumlu tutar. Bunun üzerine vicdanını rahatlatabilmek için dilek günü düzenler. En şık elbiselerini giyer, taht salonuna kurulur, beklemeye başlar. Tabi kulakları ardında yankılanan "Bencil, kendini beğenmiş ve acımaz" seslerini duymazdan gelerek..
Neyse ki öğle yemeği vakti gelmeden bir çoban içeri girer. Hikayesini anlatır. Köpeğini Ickabog'un yediğini söyler. Sonra gözleri yaşlarla dolu dolu çoban "Kocamandı, gözleri fener gibiydi, ağzı şu taht kadar vardı ve acımasız dişleri bana doğru parlıyordu. Ickabog köpeğimi yedi efendim beyim ve cezalandırın istiyorum onu! " diyerek sözlerini bitirir.
Kral doğrulur. Lordlarına emreder. "Binici kıyafetlerinizi giyin ve peşimden ahıra gelin. Ormana Ickabog 'u avlamaya gidiyoruz."
"Pürneşe bana yardım et. İmdat imdat.." "Majesteleri bana ses verin.." Derken bu hengamede Lord Salyan tarafından yanlışlıkla Bay Pürneşe vurulur. Lord Kükrer'in kurnaz aklı devreye girer. Pürneşe'yi Ickabog'un öldürdüğünü söyler.
Korkudan dizleri tutmayan kendini beğenmiş,