Bir şiiri yazdıran saikleri ve şairin söz konusu şiirine dair kendi sözlerini ifşa ederek şiirin üzerindeki örtüyü mü kaldırıyorum? Bence dokunmuş olmuyorum örtüye. Ben dokunmasam da küfrün melankolisi başını uzatıyor. Saçını okşamalı ve bir öpücük kondurmalıyım. İnanmanın umut etmek olduğunu biliyorum, küfrün melankolisinin tezkiyeye muhtaç olduğunu seziyorum. Âlemde herkes haklı değilse de mazur. Özürlü.
*
" Gür sesiyle biraz olsun ilgi uyandıran bir şiir olmuştu ama okuyup sevenlerin bile doğru anladığından şüpheliyim. Şiir, .....'nun ...... şiirinin ilhamıyla başlıyor, 'peccavimus' da ondan alıntı: Günahkarız.
Akabinde Nietszche konuşuyor sanki. Evvela yine Hermetik düstura gönderme var: Yukarıda nasılsa, yerde öyle. Genç adamın sevdiği kadın ölebildiyse, insanlar sınırsız arzuları ve şeytanlıklarıyla böyle bir masumiyet ve güzelliğe kıyabildilerse, yukarıda tanrı da ölebilir. Yani tanrı insanın yalnız aynasıdır, onun rütbece üstü değil. O zaman 'tanrı ölüdür', daha önemlisi, 'onu biz öldürdük.'
İlk bakışta anlaşılanın aksine, bu anti-teist bir şiir değil. Onun ötesi. Arayış olmasaydı, tanrı var olmaya devam edebilirdi. Fakat sınırlı zihinlerle onu aramaya kalkanlar asla bulamayacaklar ve benim gibi 'yoktur' diyecekler. Genç adamın tanrıyı öldürmesi bundan; genç adam yetenekli, genç adam öfkeli, genç adam idealist... Fakat asla idrak edemeyeceği, tabiatının çok ötesindeki bir âlemin kendi âlemine düşen gölgesiyle kavga ediyor yalnızca. İki boyutlu bir âlemde üç boyutlu bir varlığın ancak kesitini görebilecek olmamız gibi.
Sonunda başarıyor, iki boyutlu âlemindeki kesiti öldürüyor. **Fakat aslında tanrıyı ikiye bölmüş demektir, idrak edebileceği sınırın ötesine geçemiyor zira. Bu yüzden kendi 'şov'una başlıyor, kendisini tamam hissedebilmek