Dediğim gibi hırçın kız, aşkı sade kitap sayfalarında görmüştü. Aşkın gerçekliği hakkında tam bir bilgisi bulunmadığı için, içime girmek üzere olduğu alemin coğrafi ve topografik durumundan ve özellikle vicdanındaki jeolojik oluşumlardan bir haberdar değildi.
Defalarca, sayısız kez, hep aynı düşünce. Bu düşünce hasırları bir araya getirilip tomar yapıldı mı, Papalagi buna “kitap” adını verir ve ülkenin dört bir yanına yollar.
Sözde, düşünmek adamın kafasını büyütüp dikleştirirmiş. Avrupa’da biri çok ve hızlı düşündü mü, ona “çok akıllı bir adam” derler. Adam “çok akıllı” oldu diye üzülecek yerde, özellikle saygı gösterirler.