İdil Aslan

İdil Aslan
@idilaslan
Winston bu sahneyi zihninden silip attı. Yanlış bir anıydı. Yanlış anılar zaman zaman başını ağrıtıyordu. İnsan onların aslında ne olduklarını bildiği sürece önemleri yoktu.
Sayfa 319
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Güzelim kestane ağacının altında Ben seni sattım, sen de beni havada
Sayfa 316
“İçine giremezler,” demişti Julia. Ama adamın içine de girebiliyorlardı işte. O’Brien, “Burada başına gelenler sonsuza dek sürecek,” demişti. Doğruydu. Bazı şeyler geri gelmiyordu, insan bir daha geriye dönemiyordu. İnsanın içinde bir şeyler ölüyor, yanıp kül oluyordu.
Sayfa 313
Her şeye yeni baştan başlamak zorunda kalacaktı. Yıllar alabilirdi. Elini yüzünde gezdirerek, aldığı yeni biçimi tanımaya çalıştı. Yanaklarında derin kırışıklar oluşmuştu, elmacıkkemikleri dokununca acıyordu, burnu yassılmıştı. Kendini aynada son gördüğünden beri, dişleri tümden yenilenmiş, protez takılmıştı. Yüzünün neye benzediğini bilmiyorsa, insanın yüzündeki ifadeyi de netlemesi kolay değildi. Kaldı ki, yalnızca yüz hatlarının denetlenmesi de yeterli değildi. Hayatında ilk kez, bir şeyi gizli tutmak istiyorsan onu kendinden de gizlemen gerektiğini anlıyordu. Gizlediğin şeyin orada olduğunu bilmeli, ama gerekmedikçe adını koymamalı, belirli bir biçime bürünüp bilincine yansımasına asla izin vermemeliydin. Artık yalnızca dosdoğru düşünmekle kalmamalı, aynı zamanda dosdoğru hissetmeli, dosdoğru rüya görmeliydi. Ve bu arada, nefretini, bedeninin bir parçası olan, yine de bedeninin geri kalan bölümüyle ilgisi olma yan bir ur gibi, bir tür kist gibi gizlemeliydi yüreğinde.
Sayfa 302
Belki de delilerdeki o zihin kayması gerçekten olabiliyordu: Onu yenik düşüren düşünce bu oldu.
Sayfa 268