Türk Müslümanlar arasındaki Horasanî tarikat gruplarının çoğu Farsça’yı; sûfiliği takip edenler ise genellikle Arapça’yı günlük konuşma dilinin içine almışlardır. İslamiyet, yüzyıllar içinde Türkler tarafından bir hayat tarzı haline getirildikçe, dile hakim olmaya başlayan Arapça ve Farsça kelimeler Türkçe’yi zayıflatmış, Türk dilinin içini boşaltmıştır. Türkçe’nin Türk’ün ses bayrağı, öz avazı olduğu gerçeği unutulmuş, unutturulmuştur.
Bugün konuşulan Türkiye Türkçesi, sadeleştirilmiş haliyle bile Farsça, Arapça ve Türkçe’nin bir terkibidir. Türkçe’nin lügatında barındırdığı onbinlerce Arapça-Farsça kelime ve tamlama yüzünden dilimiz, hakiki özünü, aslını ve hatta vasfını yitirmiştir. Türkçe yerine Arapça-Farsça kelimeler ikame edilmiş; dilimize ait sözcükler tarihin rüzgarına kapılarak unutulup gitmiştir.
Bir halk, etnik topluluk, millet kullandığı dil ve taşıdığı isimlerle kendini geleceğe taşır. Türkler’in sahip olduğu Türkçe isimler, yerini zamanla Arap-Fars isimlerine bırakmış; zengin ve köklü Türk milli kültürü, tarihte uzak bir hatıra haline getirilmiştir.
Bir milletin yeni bir dini benimsemesi, kendi dilini, öz kültürünü, geleneklerini unutması veya geri plana itmesi olarak anlaşılmamalıdır. Ne yazık ki, resmî dili Farsça olan Selçuklu ve Türkçe’yi, Farsça ile Arapça’nın bir terkibi haline getirerek solduran Osmanlı İnparatorluk Hanedanı, bu vesileyle aslında milletin asli unsurunu dışlamıştır. Maalesef, bunların hepsi, yüzlerce yılın üzerinden atlayarak günümüze kadar ulaşan inkar edilemez gerçeklerdir.