Vakit var, teknolojinin, iletişim araçlarının bu kadar geliştiği bu çağda vakitsizliğimizden veya imkân bulamadığımız için Allah'a özür beyan edemeyiz. Bu kadar fırsat içerisindeyken ilimsizlik gibi bir sorun yaşıyorsak demek ki bizim işimiz vakit veya imkân meselesi değil bereket, ihlas, plan-programsızlık ilerleme meselesidir. Potansiyelimizin farkına varacağız. Aynı zamanda kadının gücünü ve etki alanını küçük görmeyeceğiz.
Tekbirle başlayan malum ve ma'rûf namaz selamla son bulur.
Müslüman, sağa ve sola verdiği selamla şöyle der; "Ey dünya! Bu zamana kadar falanları, filanları dinledin. Şimdiyse namazın kötülükten alıkoyduğu Hz. Muhammed'in (ص) öğrenci konuşuyor, şimdi onu dinle!
(السَّلاَمُ عَلَيْكُمْ):
Yani bundan böyle dünyanın idaresine el koyuyoruz. Yeryüzüne barış ve selamet hâkim olacak!
(وَرَحْمَةُ الله):
Yani yüreklere merhamet yağacak. Havaya, suya, toprağa merhamet düşecek. Nimetler "merhamet" kaidesi çerçevesinde dağıtılacak. Dünyanın kıymet ölçeğine müdahale edilecek. Şairin, "Öyle cömert adamlar var ki, onların sayıları az da olsa çoktur. Öyle çoklar da var ki onların sayıları çok da olsa azdır." beyti tecelli edecek ve Hz. Ebubekirle, yetim malı yiyen Ebu Cehil kalın çizgilerle birbirinden ayrılacak.
İnsan çok duraklı, uzun bir seferdedir. Anne karnından yaşama, yaşamdan mezara, mezardan yeniden dirilişe, yeniden dirilişten sonsuzluk memleketine gitmektedir. Bu uzun yolculukta onun yaşayacağı iç karartılarını dağıtacak bir aydınlık ve ruhunu doyuracak bir gıda lazımdır. İnsanın güvendiği dünyevi akıl ve malumatlardan ruha bir ümit olmadığını zaman ve tecrübeler göstermiştir. İnsan bu aydınlık ve rızkı sadece Kur'an-ı Kerim'in güneşinden ve Hz. Peygamber'in (ص) yaşam tarzından, sünnetinden bulabilir.
Sohbet, aydınlanmış akıllar ve nurlanmış kalplerle buluşmaktır. Hakikate onların kapısından girmektir. Evet, sohbette kalbimiz, hakikate ulaşmış olan bir kalbin kapısından içeri girer. Aklımız hakikate ermiş bir aklın köprüsünden geçer. Bu, kestirme bir yoldur. Kırk yılda alınabilen mesafelerin bazen kırk günde bazen kırk dakikada alınabilmesinin yoludur bu. Sohbet, kısa bir süreliğine de olsa o aydınlanmış akıllanmış ve nurlanmış kalplerin vasıflarını aynalayarak, onların iklim ve atmosferine girerek, renkleriyle boyanarak, ışıkları altında yürüyerek hakikatten nasibini almak demektir.