"Sen halkın uyanmasını bekliyorsun, oysa o namussuzlar, geceyi uzatmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Bu yüzden derim ki geceler çok uzun olacak buralarda"
Ilgaz böyle diyor kitabında. Dediği de doğru. Bu öngörü için aydın olmaya gerek yok elbet. Ama Ilgaz geceyi yırtmaya çalışan, güneşi beklemeyen, güneşe koşan bir insandı. Bu yüzden de gerçek bir aydındı.
Karasu'nun Gece romanında, geceyi yaratanlar, onu ilmek ilmek örenler vardır. Kim oldukları belli değildir bu insanların. Anlatının kendisi gibi muğlaktırlar, şekilleri şemalleri bile belirsizdir.
Ülkede de yıllardır geceyi yaratanlar, onu ilmek ilmek örenler var.
Bugün bile hâlâ en ufak bir aydınca fikir doğmadan katledilmeye, aydın insanlarsa kendi içlerine kapatılmaya çalışılıyor. Ama bir de kitabın karakteri Mustafa Ural gibi insanlar var.
Eser tam bir klasik. 40'lı yılların atmosferini iliklere kadar hissettiriyor. Bir yanda memlekete zerre hayırları dokunmayan ırkçılar turancılar, diğer yanda memlekete, insaniyete bir şeyler katmaya çalışan yürek işçileri toplumcular...
Bir taraftan süregelen bir savaş... Naziler ve Sovyetler çarpışıyor, Saraçoğlu hükumeti de karar mekanizmasını buna göre belirliyor. Mustafa Ural ise sokak sokak polisten kaçıyor, kireç çukurlarında, dost evlerinde, mahalle kahvelerinde saklanıyor...
Geceleri karartma perdeleri çekiliyor, sıkı yönetim her bucakta varlığını hissettiriyor. Diğer yanda çay, ekmek bile bulamayan İstanbul halkı...
40'lı yılların ruhunu, aydınca yaşamanın ruhunu hissetmek isteyen tüm okurlara tereddütsüz öneriyorum bu eseri.