Ya Hû !
Şeytan ademi kucağına oturtmuş ha bire konuşturuyor !
Kendisini çaktırmadan allayıp pulluyor, az buçuk doğru bir buçuk yalan falan falan... Koyun sürüsünün kaval dinlediği gibi de dinliyor ahali, şeytanın o ademe söylettirdiklerini...
Gak diyor huk diyor, vitrine cezbediyor, etrafı oyalıyor, arkadan malı da götürüyor, kayıkçı kavgasını seyredenlere çaktırmadan !
★
Kukla insan mı yok bu dünyada, ip mi yok şeytan içün, ipi takmış kendi kullarının boyunlarına parmağında oynatıyor...
Hele bir de bir kucaktan ötekine savurdukça o bendelerini, ne çok keyif alıyor iblis.
Gün geliyor, şeytanın parlattığı ademoğulları, şeytanın pabucunu dama attıklarını bile zannetmeye başlıyorlar ki, şeytan perde ardından kahkahalar atıp göbeğini kaşıyarak sufle vermeye devam ettirdiğini çaktırmıyor bile o sırdaşlarına.
Eeee şeytan bu...
Şeytanla kolkola, koyunkoyuna, elele ademler arz-ı endam ediyorken yeryüzünde, öteki saflar ya görmüyor, ya görmezden geliyor, ya yalana ve sahteye inanıyor veya yediği kazıktan zevk alıyor(sa), ne diyelim !
Divan şairi Nâbî bir beytinde:
"Aybdır âkıle şeytan beni aldattı demek
Kendi nefsimdir eden nefsime ilkā-yı fesâd", diyor...
Bize de gördüğümüzü söylemek kalıyor, dilsiz şeytanlardan olmamak içün...
★
Çoğunluğun şeytanın ayak izlerini (*) takip ettiği, şeytanla şeytani işler içün yarıştığı bir dünyada, iyiden, iyilikten, hayırdan bahsetmekte olan sahtekârlar da var tabiki, hem kabul de görürler ortamını bulunca, çün ki bu çoğunluktaki herkes orda siyâsa kurdudur, yekdiğerine nasıl kazık atacağı hesabını yapmakta da birer usta güreşçidirler...
Nâbî bir diğer beytinde ise şöyle demiş:
"Olmuş o kadar halk-ı cihan mekrde üstâd
Kim sâbıka-i şöhret-i şeytan unutulmuş"
Yoldaşı, sırdaşı, arkadaşı, fikirdaşı, eşi dostu şeytan olana bir de "iyi