Geçen dört yüzyıldan daha uzun bir zaman süresince bilimin gösterdiği hayranlık verici ilerlemenin büyük çoğunluğu mekanist ve determinist bir dünya görüşü, evreni bir bilardo masasının üzerindeki toplar gibi değişmez yasalara göre
hareket eden ve birbirleri üzerine etkide bulunan bir nesneler sistemi olarak ele alan
görüş sayesinde gerçekleşmiştir.
Dünyanın büyük dinlerinin çoğunun taraftarları, bu dünyanın mekanda ve zamanda yer alan maddi nesnelerinin gerçekliğin tümü olmadığına, zamanın ve mekânın dışında, maddi olmayan başka bir gerçekliğin düzeyinin de var olduğuna, fakat insanın bu düzeylerden ikincisini değil, ancak birincisini yaşantılayabileceğine inanırlar. Kant'ın yaptığı şey, şeylerin bu bütün görünüşünü, bir Tanri'ya ya da ruha dayanmadan veya herhangi bir inanca başvurmadan, felsefi ve akılcı bir kanıtlamayla temellendirmektir.
Eğer Tanrı sonsuzsa, o zaman sınırları olamaz çünkü olsaydı sonlu olurdu. Demek ki Tanrı olmayan bir şeyin var olması olanaksızdır. Dolayısıyla, Tanrı'nın bir varlık, bu dünyanın da başka bir varlık olması olanaksızdır; çünkü bu, Tanrı'nın varlığına sınır koymak olurdu. O yüzden Tanrı, var olan her şeyle birlikte var olmak zorundadır.( Spinoza)
Ve en kötüsü, mütemadi bir korku ve şiddet yoluyla öldürülme tehlikesidir; insan yaşamı yalnız, zavallı tehlikeler içinde, hayvanca ve kısadır.
(Hobbes)