İran Mektupları'nın sevimli kahramanı Rica, Paris’e gelince tımarhaneleri görür, şöyle anlatır izlenimlerini:
“Dışarıdakiler kendini akıllı sansın diye, üç beş mecnunun içine tıkıldığı evler.” Yerinde bir hüküm. Aynı şeyi hapishaneler için de söyleyemez miyiz? Dışarıdakiler kendini namuslu sansın diye üç beş haytanın içine tıkıldığı binalar.
“İhtilâl düşünen sınıfların eseridir. Büyük değişiklikler yapan kol değil, kafa. İşe yalnız kol karışıyorsa ihtilal değil, karışıklıklar çıkar ortaya.” (Bonfadini)
Ortak bir şuur yok artık. Herkesin konuştuğu dil başka. Hırsızlarla dolu bir panayırdayız. Bezirgânlar mallarını sürmek için sesleri çıktığı kadar bağırıyorlar. Tam bir yaygara. Oysa medeniyet üslûp demektir.
Zamanı gelmemiş veya halkın istemediği reformların zorla uygulanması sık sık isyanlara yol açar, meşru isyanlara. Meşru çünkü bu reformlar eşyanın mahiyetine aykırıdırlar. Zamanın şartlarına uymayan tedbirlere başvurmak ya insan mizacını tanımayanların işidir ya “astım – kestimciler”in marifeti. Böyleleri, yenilerini getireceğim diye eski müesseseleri yıkar. Herkes öyle istediği için mi? Yoo! Başkaları tarafından veya başka topluluklarda uygulandıklarını görmüştür de ondan. Her reform bir tedirginlik yaratır.