Sonra içtimaî kader. İşlemediği bir günâhın çilesini çekmeğe mahkûm ediliş. Nihayet felâketlerin en büyüğü: karanlıklara çivileniş. Zavallı dostum! Büyüklere yalnız acılarınla mı benziyeceksin? Düşünce dikenli bir taç. İsa'dan Gandhi'ye kadar tanrıya nisbeti olan her ulu, tanrıların hışmına uğradı. Tanrıya nisbeti olmadan tanrıların hışmına uğramak, hazîn.
İran Mektupları'nın sevimli kahramanı Rica, Paris’e gelince tımarhaneleri görür, şöyle anlatır izlenimlerini:
“Dışarıdakiler kendini akıllı sansın diye, üç beş mecnunun içine tıkıldığı evler.” Yerinde bir hüküm. Aynı şeyi hapishaneler için de söyleyemez miyiz? Dışarıdakiler kendini namuslu sansın diye üç beş haytanın içine tıkıldığı binalar.
“İhtilâl düşünen sınıfların eseridir. Büyük değişiklikler yapan kol değil, kafa. İşe yalnız kol karışıyorsa ihtilal değil, karışıklıklar çıkar ortaya.” (Bonfadini)