Kız çocuklar tüm kasları eriyinceye ve sindirim sistemleri bozuluncaya kadar odalara kapatılmasa, zihinlerinin ve bedenlerinin yeterince çalıştırılmasına izin verilse, bu türden çocukça şeylere tanık olmayacağımıza inanıyorum. Savımızı biraz daha ilerletecek olursak, kız çocuklarda korkuyu hoşgörüyle karşılamak, hatta belki yaratmak yerine, ona da erkek çocuklarda korkuya gösterdiğimiz tavrı göstersek, kısa süre içinde kadınlara da daha fazla saygı duyabiliriz. Doğru, bu koşullarda kadınlar artık erkeklerin yollarını süsleyen tatlı çiçekler olmaktan çıkacaktır, ama toplumun daha saygın üyeleri olacaklar ve kendi akıllarının ışığında yaşamanın daha önemli görevlerini yerine getireceklerdir. "Kadınları erkekler gibi eğitirseniz," diyor Rousseau, "kadınlar erkeklere benzedikçe onlar üzerindeki güçlerini de yitireceklerdir." Benim hedeflediğim de işte tam olarak budur. Kadınların erkekler üzerinde değil, kendi üzerlerinde güç sahibi olmalarını istiyorum.
Kadınların görkemi olarak sunulan güzelliğin korunması adına uzuvlar da, zihinsel yetiler de Çinli kadınların giymek zorunda bırakıldıkları ayakkabılardan beter kısıtlamalarla sakatlanır; erkek çocuklar açık havada koşup oynarken, kız çocukların mahkûm edildiği hareketsiz yaşam kasları eritir, sinirleri hassaslaştırır.
Bağımsızlığı her zaman yaşamın en güzel armağanlarından biri olarak, her erdemin temeli olarak gördüm -çorak topraklarda yaşamak zorunda olsaydım dahi, en temel haklarım güvence altına alarak bağımsız yaşamak isterdim.
Kalemimi bu kağıtlar üzerinde, erdemin kaynağı olduğuna inandığım şeyi desteklemek için hızla koşturmam, bütün bir insan ırkına duyduğum sevgidendir; kadınları gerilemek yerine, ilerleyecek bir konumda görme isteğimin ardında da aynı neden yatıyor. Ahlakın özünü oluşturan o yüce ilkeleri ilerletip yaymadıkça erdemden söz etmemiz mümkün değildir.