LA MARÉCHALE: Demek hiçbir şeye inanmayan sizsiniz.
CRUDELI: Ta kendisi.
LA MARÉCHALE: Ama ahlâki düşünceleriniz bir dindarınkinden farksız.
CRUDELI: Niye olmasın; insan dürüst olduktan sonra?
LA MARÉCHALE: Peki, bu ahlâki ilkeleri uyguluyor musunuz?
CRUDELI: Elimden geldiği kadar.
LA MARÉCHALE: Nasıl olur! Hırsızlık yapmaz, adam öldürmez, kimseyi soymaz mısınız?
CRUDELI: Çok nadir.
LA MARÉCHALE: O halde dinsiz olmakta ne çıkarınız var?
CRUDELI: Hiçbir şey Madame la Maréchale; insan bir inanca çıkar sağlamak için mi bağlanır?
Lambert'e 31 Aralık 1765 tarihli mektubunda bilim dünyasının bir "kriz" içinde olduğunu ve bu durumun kendisine "bilimlerin çok uzun zamandan beri arzulanan büyük devriminin artık çok uzak olmadığına dair en iyi umut" veren şey olduğunu yazıyor. Kant, aynı mektupta Lambert'e "gerçek dünya bilgeliğinin canlanabilmesi için eski kendi kendisini yok etmelidir" diyor, yani kendi doğal ölümünü yaşamalıdır. Böylece "eğer yeni bir oluşun yaratımı başlayacaksa ona her zaman ön gelen en mükemmel çözülme olan çürümenin" gerçekleşmesi gerekmektedir.
İlk insanlar, kâinat ve tabiatı izah etmek için çok uğraştılarsa da başarı elde edemediler. Gerçekten, kâinatı ve bizi kuşatan olayları izah etmek imkânını ilimler sağlamıştır. İlimlere gelişme imkânı veren keşifler ise pek yakın bir tarihin malıdır.
Görülüyor ki, cehalet ilk insanların araştırmalarına bir engel teşkil ediyordu. Bu sebeple, tarih boyunca, sırf bu cehaletten ötürü bir takım dinlerin ortaya çıktığına şahit oluyoruz. Ortaya çıkan dinler de kâinatı izah etmek istiyorlar. Fakat, bu izah tabiat üstü kuvvetlerle yapılmaktadır ve bundan dolayı ilmî olmayan bir izahtır. Daha sonraları, ilim yüzyıllar boyunca yavaş yavaş geliştikçe, insanlar kâinatı ilmî tecrübelerden hareket ederek, maddî olaylarla izah etmeyi deneyeceklerdir. Materyalist felsefe işte buradan, olayları ilimle izah etme arzusundan doğmaktadır.
Bu arada, bize yanlış bir şuur vermek, sömürülen sınıfın şuurunu, yönetici sınıfın ideolojisinin etkisi altında bırakmak için her çarenin kullanılmakta olduğunu da göz önünde tutmamız gerekir. Almakta olduğumuz hayat anlayışının ilk unsurları, eğitimimiz, öğrenimimiz hemen hepsi bize yanlış bir şuur vermektedir. Propaganda, radyo, basın çok kere şuurumuzu yanıltır.