Hayatımızda bir anlam bulmak/yaratmak zorundayız. Anlam, bu hayatın üzerine oturduğu ruhsal ve zihinsel çerçevedir. Anlamsız ve amaçsız hareket yokturç Atomlar aleminde ''rastlantısal'' zannetiğimiz tüm hareketlerin dahi bir kuralı varıdr. Rastlantısallık, bizim ''ilişkilerini anlamadığımız karmaşık bileşenler arasındaki etkileşimlere'' yakıştırdığımız bir nitelemedir olsa olsa.
tüm dinler aslında ortaya çıktıkları dönemin ''huzur bozucu, tabu yıkıcı, zihin dönüştürücü ve devrimsel'' mesajlarıdır. Sürekli olarak ''ayarlarını ve varlık amaçlarını unutmaya meyilli olan'' insan topluluklarına bir şeyleri hatırlatmak için, onları rahatsız etmekten çekinmemiş önderler (Peygamberler, insiyeler yahut münevverler) ''Sınır aşımının ve ''devrimciliğin'' tartışmasız liderleridir. Tüm peygamberlerin bulundukları toplum ve zaman içinde ilk başta '' anarşist ve düzen bozucu, eski köye yeni adet getirici'' olmakla suçlandıklarını bilirsiniz. Belki bu önderlerin öğretileri, daha yaşam süreleri içinde raydan çıkartılıp yine birer '' otorite unsuru''na dönüştürülerek yozlaştırılsa da mesajın kendisi '' sınır zorlayacılık'' vasfını taşımaya devam eder. Yani dini inançların kuruluş hikayesinde, ekseriyetle bu ''sınır aşımı'' meselesi temelde yer alır. Diğer yandan, dini öğretilerin çoğu, insana '' sınırlarını zorlayacak şeyler yapmaları'' konusunda cesaretlendirmeler ve hatta emirlerle doludur. iyilikte bulunmak, fedakarlıkta yarışmak, canını riske atmak gibi ''Sınır ötesi'' öneriler, dini veya din benzeri öğretilerin temel içeriklerini oluşturur.