Bir kere yazım hataları beni çok rahatsız etti. Artiz? Ağbi? Yaptaklamak diye bir kelime yok bile. Demektir yazılması gereken 4-5 yerde dernektir yazılmış. Not almadım ama başka şeyler de vardı. Çevirmende mi hata editörde mi bilemedim?
Daha mistik bir hikaye bekliyordum açıkçası ben, daha mitolojik bir şeyler. O yüzden hikaye beni şaşırttı. Kötü eleştirim çok tekrarlı olmasına, aynı anlama çıkan cümleleri tekrar tekrar okudum sanki.
İyi eleştirim de elime kalem alıp kendime not alacak derinlikte bir şeyler bulabildim. Stoacılık diye bir kelime kattı bana, bilmediğim bir felsefeydi. Yazar da bu düşüncede olmalı, sık sık bu terimi geçirmiş, intihar etmesi de bundandır diye düşünüyorum.
Alman-Yahudi çatışmasıyla Yahudi-Filistin çatışmasını taa 1979 kıyas edip yazısına taşıması hoşuma gitti. Yahudilikle ara ara alay etmesi de kara bir komediydi. Yahudiler Tanrıyla karı koca gibi didişler kısmında güldüm yani.
Hikayenin kendisi çok sığ geldi bana tabi. Aşk dörtgeni biraz manasızdı. Empati yapamayacağım da karakterler. O yüzden hikayenin içine giremedim ve dışardan bir göz olarak izledim sadece.
Salomonun Tanrı kompleksi çok başarılı bir temaydı, keşke yazar onu daha derinleştirseydi daha çok şey anlatsaydı Salomon niye bu hale geldi diye. Orası bence biraz eksik kalmış. Çünkü karşılıksız iyiliği öğütlemeye çalışırken aslında bunun altında sürekli hastalıklı bir durum yatıyor mesajı vermiş. Bu benim de çok düşündüğüm bir konu, insanların iyilik uğruna kendilerini feda etmeleri gerçekten iyilik için midir yoksa kendilerini iyi hissetmek için midir?
Sanat bir kez bir yola çıkarsa doğal olarak o yolun sonuna kadar gider. Eğer çeşitlilik ve çarpıcı etkiler önemli sayılıyorsa, daha sonra gelen her sanatçı, dikkat çekmek için daima daha karmaşık süslemeler ve daha şaşırtıcı fikirler üretmek zorunda hissedecektir.