Gülünç bir şeydi bu aslında. Belki de yaşlanmak denilen şey, insanın yıllarca önce gözyaşı döktüğü dakikaları hatırlarken bir çeşit utangaçlık duymasından başka bir şey değildi. Bütün hayatı bir sözün, bir bakışın ucunda saymak, bir tek söz, bir çift göz uğrunda bütün ışığı, rengi, doyulmaz lezzetiyle yaşamayı bir anda değersiz bulacak kadar pekyürekli olabilmek, ancak gençliğe vergi bir aptallık değil miydi?
Yine de çulsuz kalarak kesinlikle öğrendiğim bir-iki şeye değinebilirim. Bütün berduşların ayyaş pislikler olduklarını asla düşünmeyeceğim, sırf bir peni verdim diye hiçbir dilenciden minnet beklemeyeceğim, işsiz bir adamın yorgun olmasına şaşırmayacağım, Selamet Ordusu'na yardım etmeyeceğim, giysilerimi rehine vermeyeceğim, sokakta dağıtılan bir el ilanını geri çevirmeyeceğim, şık bir lokantada keyifle yemek yemeyeceğim. Bu da bir başlangıç.
Konuya gerçekçi bir şekilde yaklaşırsak dilenciler sadece birer işadamı ve diğer işadamları gibi, ellerinin altındaki imkanları kullanarak geçimlerini sağlıyorlar. Şereflerini diğer çoğu modern insandan daha fazla satmış değiller; sadece zengin olmayı imkânsız kılan bir meslek seçme hatasına düşmüşler.