Merhabalar. Ben Sıla. İkbâl olan. Şapkalı ile yazar ve okursak memnun olabilirim tabii ki de tanıştığımıza. Küçük yaşlarından itibaren "Maşallah, pek de olgun" tabirleriyle bastırılmış, "Ee, çok çalışkandır teyzesi" diyerek çalışmaya koşullanmış, "Her şeye meraklıdır, elinden gelir" diye diye her şeye burnunu sokmuş, "Pek de güzel ya, baksana hanım hanım" laflarıyla güzellik standartlarına uydurulmaya çalışılmış, en nihayetinde "Olsun yaa, hayırlısı" tepkilerine maruz bırakılmış, içine daha fazla dert sığamayacağından bunu defterine dökmeye, biraz nefes almaya çalışan, nafile uğraşların, dibe batışların, mahvetmelerin hatrı sayılır kimsesi haline gelmiş biriyim. Kendi hayatım için büyük hayallerim, umutlarım olmadı. Fakat bu kadar kötüsünü de kabullenecek biri değildim. Kendimi aferinler için idealler için büyütmüştüm. Yani öyle sanıyordum. Şimdi ise herkesin bir gaye peşinde koştuğu şu dünyada ne istediğimi, niye yaşadığımı, nereye varacağını, nereye vardıracağımı bilmeden yaşıyorum. Bir yoklama çekelim. Bildiklerimden kimisi başarılı olup bu tatmini elde edebilmek için yaşıyorlar. Duyduklarımdan kimisi toplum standartlarında yerini bulmuş "aile" kavramına anlam kazandırmak, sabah işte akşam evde kendilerince huzuru bulmak, emekliliklerinde müstakil bir evde torun torba sevmek için yaşıyorlar. Gördüklerimden kimisi ise yetmeye çalışıyorlar sadece. Tüm hayatları boyunca ailelerine, çocuklarına "Aa, ne derler?" diye sakınılan elalemlere, kötü günlerde rastlanmayan iyi gün akrabalarına, eşe, dosta, en bi çaresi de kendilerine yetmeye çalışıyorlar. Çok daha fazla sayabilirim bu yetmeleri, yetememeleri. Bu dünya çabasının en acınasısı olmasa da ilk üçe adını yazdırabilecek bir uğraştır. Yetemezler Efendim yetemezler. Bir yerden yetmek istedikçe yarım kalır, yetemeye