Bir köy bakkalında hiç kimse, şehirlilerin tabiriyle, “üstü kalsın” demez. Ama üstü kalır. Çok fena kalır.
Topal Seyit’in hüznü bakkalda kalır,
Şerife ablanın yalnızlığı bakkalda kalır,
O küçük çocuğun eksikliği bakkalda kalır,
Zengin gider, kibri bakkalda kalır,
Hayriye annenin kendine bakma gayreti bakkalda kalır,
Şükran’ın kalp atışları bakkalda kalır…
Ve gün gelir. Bakkalın duvarlarına yapışan bu kalanlar, bu görünmez sıkıntılar, bu silik ağrılar yapışır Bakkal Şükrü Kaya’nın üzerine. Sonrası sinir, sonrası tahammülsüzlük, sonrası kalpte sebepsiz bir ağrı, sonrası tezgah altında antidepresan kutusu…