Oysa konuşmalarımız her zaman ortada kalıyordu. Sinirleniyor ve canı sıkılıyordu. "Saçma!" diyordu. "Sen hep düşünmek istiyorsun. Oysa insan düşünmemeli, inanmalı." Ben de içimden, "İnsan deneyimden geçmeli ve anlamalı," diye düşünür ama, "bana bu inancı ver öyleyse," derdim. Bunun üzerine omuz silker ve sesini çıkarmazdı.
Bebeğin yürüyüp konuşabilmesi, toplumun diğer bireyleriyle etkileşime geçebilmesi için ona bakım verenlerden oluşan sosyal bir küvözde yaklaşık üç yıl yoğun bakım alması gerekir. İnsan canlısındaki güvensizliğin, huzursuzluğun, çaresizliğin ve diğerlerine olan derin ihtiyacın kaynağı bu prematüre yani olgunlaşmamış doğumdur. Yetersiz ve zor başlamış olmaktır hayata. Bebek büyüyünce hafifler ama nitelikte çok da değişmez durum
Görünene bakarak birilerini sürekli yargılamak bize kolay geliyor. Hani “Çok yiyor.”, “Ağzını tutsa incelir.", "Parasına bir türlü sahip çıkamıyor.", "Değersizlik içinde.", "Hâlbuki ne çok kazanıyor." dediğimiz herkesin pabucunu giyerek onların geçmişine bakmamız gerekiyor. Bunu yapamıyorsak onları yargılamak ya da yargılayarak bakmak, yargı düşüncelerimizi onlara ifade etmek hiçbir şeyin çözümü değil maalesef.