Oysa konuşmalarımız her zaman ortada kalıyordu. Sinirleniyor ve canı sıkılıyordu. "Saçma!" diyordu. "Sen hep düşünmek istiyorsun. Oysa insan düşünmemeli, inanmalı." Ben de içimden, "İnsan deneyimden geçmeli ve anlamalı," diye düşünür ama, "bana bu inancı ver öyleyse," derdim. Bunun üzerine omuz silker ve sesini çıkarmazdı.
Bebeğin yürüyüp konuşabilmesi, toplumun diğer bireyleriyle etkileşime geçebilmesi için ona bakım verenlerden oluşan sosyal bir küvözde yaklaşık üç yıl yoğun bakım alması gerekir. İnsan canlısındaki güvensizliğin, huzursuzluğun, çaresizliğin ve diğerlerine olan derin ihtiyacın kaynağı bu prematüre yani olgunlaşmamış doğumdur. Yetersiz ve zor başlamış olmaktır hayata. Bebek büyüyünce hafifler ama nitelikte çok da değişmez durum
Bazen düşüncelerim o kadar yoğun oluyor ki, onları anlatacak kelimeler bulamıyorum. Hepimizin insan olduğunu unutuyoruz bazen, her kes aşağı yukarı aynı duyguları hissediyor. Farklı tepkiler verse bile. Yazılım aynı. Bazılarımız daha zeki, daha güzel, daha aptal, daha çirkin ola bilir. Bu onun insan olduğu gerçeğini değiştirmiyor. O yüzden bütün öğretiler, yargıdan ve kibirden uzak durmayı tavsiye ediyor. Tüm bu karmaşıklığın içinde mütevazı kala bilmek, kendine özgü ola bilmek çok önemli. Farklı bakış açılarına saygı duya bilmek önemli. Evrensel bir kitap olduğunu düşündüğüm Kuran’a bile farklı manalarda baka bilen insanlar var. Araştıran, öğrenen ve bundan zevk duyan insanlar var. Gerçekleri gören, kendilerine inanan, içine bakıp tüm alemi anlayan ve kabullenen insanlar var. Her şey muhteşem bir düzen içinde yaratıldı ve bunu anlayan, bundan tuhaf bir zevk duyan bildiğimiz tek varlık biziz. İnsan olmak bazen bir can sıkıntısı, bazen ise gurur hissi. İnsan olmanın özelliği bu. İnsanın inanmaya ihtiyacı var, insan asla özgür değil muhtaç bir varlık. Doğada hiç bir yavru belirli bir yaşa kadar bakıma muhtaç değil. Kendimizin farkında ola bilmek ve akışta kala bilmek önemli