• Aşk et yemek gibi bir şey. Dişler ne kadar eskirse kuzunun o kadar körpe olması gerekir.
    Vladimir Bartol
    Sayfa 175 - Koridor Yayıncılık
  • Sikarîler Roma döneminde faaliyet gösteren Yahudi “devrimci” bir grup olan Zealotlarla birlikte değerlendirilmektedir. Bununla birlikte Zealotların Sikarîlerle organik bağının, bu dönemle ilgili modern arastırmalar tarafından kuskuyla karsılandığı görülmektedir. Örneğin Grabbe, Zealotları, “yalnızca tanrının hükümran ve kral olması gerektiğini kabul eden” Fourth Philosophy adındaki bir sektle iliskilendirmektedir ve Sikarîlerin Zealotlara yabancı olmamakla birlikte, farklı tarihleri ve hedefleri bulunduğunu ifade etmektedir. Sikarîler, Taillon ve Paul tarafından, Filistin’de, M.S. 66-73 tarihleri arasında siyasi ve dini argümanlarla siddete müracaat etmis fanatik bir Yahudi grubu olarak tarif edilirken, Sikari hareketi aynı zamanda dinsel siddetin tarihte bilinen ilk örneği olarak sunulmaktadır. Dönemin tarihçilerine dayanarak yaptığı arastırmasında Grabbe ise ,  Sikarîlerin aktif bir grup olarak M.S. 45’lerde ortaya çıktığını ve 40’ların sonunda kurbanlarını katletmek için kullandıkları sika adı verilen hançere izafetle Sikarîler seklinde anıldığını ileri sürmektedir. LePean, dönemin temel basvuru kaynağı Josephus’a dayanarak yaptığı arastırmasında, Sikarîleri, Roma’ya karsı mücadele eden Zealotlar birlikte değerlendirirken günümüz intihar eylemlerini hatırlatan örnekler sunmaktadır. Maccabian Ayaklanması’yla ismi anılan Judas Maccabeus’un babası, ilk Zealot Mattathias, Helen kıral VI. Antiochus’a kurban olarak sunulmak üzere olan dost bir Yahudi’yi, kendisini yakarak Roma lejyonerlerinden önce katletmistir. Yahudileri cesaretlendiren bu olay, Maccabian Ayaklanması’nı baslatan ilk kıvılcım olarak değerlendirilmektedir. Josephus Sikarîleri su sekilde anlatmaktadır : Sikarîler Kudüs’ün merkezinde güpe gündüz suikastlar islediler. Düsmanlarını bıçakladıkları elbiselerinin altında gizledikleri küçük hançerleriyle kalabalığın arasında kayboldukları bayram dönemleri , kendilerinin kutsal günleriydi. Nitekim [bu günlerde] kurbanlar düstüklerinde, katiller bağrısmalara istirak ederlerdi… Ve asla kesfedilemezlerdi. İlk katledilen, yüksek ruhani, Jonathon’du. Onun ölümünden sonra pek çok günlük katliamlar oldu. Yaratılan panik, trajedinin kendisinden daha ürkütücüydü 

    Perliger ve Weinberg, Sikari hareketinin cinayet, yaralama, yağma ve sabotaj gibi eylemlerle Roma yönetimine baskaldırdığını ifade etmektedir. Giysilerinin altında sakladıkları “sika” isimli hançerleriyle halkın arasına girip ani saldırılarla kurbanlarını katletmektedirler ki, kurbanlar Roma lejyonerleri olduğu kadar, küfür ve is birlikçi olmakla itham ettikleri bölge Yahudileri de olmustur. Eskatolojik ve mesiyanik yönelimlere sahip oldukları görülen Sikarîler, dünyanın “son zamanlarını” yasadığına inanmıslardır. Romanın genis askeri gücüne rağmen âdil ve ilâhi bir düzenin kurulacağını düsünen hareket mensupları baslattıkları “acımasız cinayet kampanyasıyla” Roma baskısını provoke edip çevredeki Yahudileri ayaklandırmayı amaçlamıslardır. Perliger ve Weinberg’e göre, kendilerinin yanlıs hesapları sadece insanları ürkütmekle kalmamıs; aynı zamanda Kudüs’ün yağmalanmasına ve ikinci tapınağın yıkılmasına sebep olmus; “sürgün çağını” baslatarak Yahudilerin mevcut rahat ve huzurunu da sona erdirmistir. M.S. 66’da, liderleri dâhil, Sikarîlerin çoğu Eleazar güçleri tarafından öldürülmüstür. Kurtulanlar Kudüs’ün düsmesinden sonra Romalılar tarafından kusatılana kadar ayaklanmalardan uzaklasarak Masada’ya kaçmıslardır. Roma lejyonerlerinden kurtulmayı basaran bazı Sikarîler 70’lerin basında, Mısır ve Cyren’e kaçmıs ve bu bölgelerde çesitli sıkıntılara sebep olmuslardır ki, Grabbe’ye göre, bu bilgiler Sikarîlerle ilgili kaynaklarda geçen en son bilgilerdir . Sikarîler Hasan Sabbah örneğini hatırlatır sekilde, Masada kalesine çıkarak kendilerini toplumdan tecrit etmislerdir. Neticede uç bir grup olarak Yahudiler arasında bekledikleri desteği göremeyen Sikarî hareketi ne Roma’ya karsı Yahudi düsüncesini sekillendirmede aktif rol oynayabilmis, ne de faaliyet gösterdikleri bölgede politik bir güç olmayı basarmıstır.
  • Hasan Sabbah , İslami monarşilerin bu zayif yanlarının farkına vararak bir politik deha örneği sergilemis, terorist saldırılarla bu zayıf yandan faydalanmada takdire sayan bir idari ve stratejik maharet göstermiştir
    Bu denli güçlü bir terörist kampanya için, iki unsura bilhassa ihtiyaç duyulmuştur: Örgütlenme ve ideoloji. Örgütlenme Öyle bir örgüt olmalıydı ki hem saldırıya geçebilmeli hem de kaçınılmaz olarak gelecek karşı saldırıları savuşturabilmeliydi; öyle bir inanç sistemi olmalıydı ki saldırganlara ölümün eşiğinde dahi ilham ve kuvvet verebilmeliydi ve elbette bu da o zaman ve mekanın koşullarnda dinden başka bir şey olmayacaktı. Her iki unsurda elde edilmiştir. Tutku ve şahadet, ilahi ve beşeri mükemmeliyet vaadiyle yeniden düzenlenmiş ismaili mezhebi, müritlerine vakar ve cesaret aşılamış ve insanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir adanmışlığa ilham vermiş bir davaydı
  • 359 syf.
    ·19 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Emrem Yunus; Yunus Emre değil Emre' (m) Yunus. Nasıl da kulağa hoş geliyor. Bilhassa içten, samimi ve sevgi dolu bir hitap şekli. Benimseme, sahiplenme ve aidiyetlik duygusu. Öyle hoş, öyle güzel...

    Bir yanım inceleme yazmak için yanıp tutuşurken bir yanım ise mahcup, hüzünlü ve korkak. Çünkü; İskender Pala' nın ağır divan edebiyatı ve derin anlam içerikli üslubu ile yazıya dökmüş olduğu lafizlarını sizlere en iyi bir biçimde aktarmak istiyor lakin ne kadar iyi aktırırsam dahi Od ' a, âşkın ateşine ve "Bizim Yunus' a" layık olamayacağımı biliyordum. Mahcubiyetim, boynumun büküklüğü bu yüzdendir...
    Kitap Molla Kasım' ın elinde bir tomar kağıt üzerinde "Hâzâ Divan- ı Derviş Yunus yazılı" ve Yunus Emre' ye ait iki bin kadar şiirin beğendiklerini alması, beğenmediklerini ise ırmağa atması ve sonunda da hepsini yakmasıyla başlar. Molla Kasım bir gece rüyasında Yunus Emre' yi görür ve bu şiirlerin ona ait olduğunu anlar. Yaptığı şeyden pişmanlık duyar ve kendini suçlu görür. Yunus Emre' yi bulmak için düşer yollara, bulunca da kendini ona adar. Bu defa söz Yunus Emre' de dir. Başlar hayatını Molla Kasım' a anlatmaya...

    Eserin neredeyse her kelâmı, her tümcesi tasavvufa dayalı; Hakk' ı, sevgiliyi, âşık ile maşuk-u, Bizim Yunus' un hamlıktan olgunlaşmasına ve Tebessüm Sultan' ın sözleri ile dolu. İlâhi aşkın yanı sıra dünyevi aşk- ı da güzel bir üslup ile işlemiş; gönül gözü ile bakabilmeyi öğretmiştir. Yunus Emre' e ilahi aşkın esiri olmuş fakat Sitare' yi yani eşi Elif' i de bırakmamıştır. Yunus Emre ona olan sevgisi ve hasreti ile yanıp kavrulmuştur. Çünkü Yıldız' ını erken kaybetmiş, bu meczup dervişi özlem duygusu ile baş başa bırakmışlardır...

    "Çünkü o benim her şeyim, mahremde sırdaşım, zor günde ayaktaşım, er meydanında yoldaşımdı." (59) (Sitare için söylenilmiştir)

    Yazar Yunus Emre' nin dervişlik hayatının yanında Anadolu' nun o dönem ki siyasi olaylarını, kurulan beyliklerini ve Çekikgöz saldırılarını anlatmayı da ihmal etmemiştir. Bu gönlü güzel dervişimiz; halkı kasıp kavuran, mallarına ve canlarına el koyan eşkıyalar döneminde, oğlununun çalınmasına ne yazık ki engel olamamıştır. Ondan ayrı düşmeye mahkum bırakılmıştır. Fakat hiçbir zaman ümidini yitirmemiş ve uğradığı her diyarda da oğlunu sormuş, sora sora Hasan Sabbah' ın fedaileri olan ismaili mensuplarına denk gelmiş ve onlardan oğlunu bulmalarını istemiştir... (yıllar sonra bir araya gelmeyi başarmışlardır)

    "Yeni bir acıya ah edecek olsak, içimizdeki eski bir ah ağzımızdan çıkıp ona yer açıyordu. Her gelen dert, bir öncekini unutturuyor, her acı diğerini bastırıyordu." (33)

    Fedailerin Kalesi Alamut ' un anlatılması ve kısa kısa olarak yer alan ney taksimleri okumaya ayrı bir haz katmış ve yazarın ifade tarzının sürükleyiciliğini devam ettirmiştir...
    Tasavvufu ve ilahi aşk- ı seven okurların; mutlaka okuması gerektiği sevgi ve hüzün dolu çok güzel bir yapıt.


    "Dünya nimeti Allah'ın düşmanıdır Yunus . Dünyalığı sevmek , dostun düşmanı sevmesi gibidir. Dünya bir murdar leş , talipleri ise akbabadır. Yunus ; Sarıcaköylü Yunus , güzel kalpli Yunus , sorarım sana , akbaba mı olmak , Anka mı olmak istersin ?" (77)

    Bunu okuyan değerli okur; akbaba mı olmak, Anka mı olmak istersin?


    Keyifli okumalar
  • Allah Resulünün zahiri, Şeriat, batını ise tasavvuf olduğuna ve bu iki cephe birbirine sımsıkı kenetli ve birbirini doldurucu mahiyette bulunduğuna göre bu İlahi ahengi ciğneyip şeytani hayaller peşinde bir iç yüz davasına girişrnek ve erdirici hisarın kapısı Şeriati devirmek diye tarif edebileceğimiz Batinilik, Hasan Sabbah'tan önce de Frenklerin (mistifikasyon-sahte esrar oyunu) dediği türlü hokkabazlıklarla zuhura gelmiş; ve zahidleri, velileri ve güdücüleriyle dosdoğru yolda giden 'Sünnet Ehli' caddesinin başlıca sapık kolunu teşkil etmiştir.
  • Şia’nın temelini Hz. Peygamber’in vefatından sonra yerine geçecek halifenin Ehl-iBeyt’ten birisinin olması tartışması oluşturur. Sözlük anlamı olarak Şia, miktar, süre; bir insanın yardımcıları, taraftarı olmak, misafiri uğurlamak, peşinden gitmek; ayrılmak, fırkalara bölünmek vb. gibi anlamlara gelmektedir. İlk zamanlarda Hz. Ali’nin taraftarlığıyla siyasî olarak ortaya çıkan bu ekol, daha sonraları, takriben hicrî üçüncü asırda itikadî bir ekol haline dönüşmüştür. Ilımlı Şiîler ki, bunlar Ehl-i Sünnet’e en yakın olanlardır. Zeydiyye ve İmamiyye/İsnaaşeriyyemûtedil Şia’dandır. Batiniyye, Mansûriyye, Hulûliyye, vb. fırkalar ise Rafızadandır

    Şiiliğin Ana İlkeleri
    Vasıyyet: Halifelik seçim yoluyla değil, nassla Hz. Ali’ye aittir.
    İsmet: Şia’ya göre Hz. Ali başta olmak üzere onun soyundan gelen imamlar her türlü hatadan uzaktırlar, yani günahsızdırlar. Bu anlayışa göre imamların peygamberlerden tek farkı yalnızca peygamberlik derecesidir.
    Ric’at: Dönüş demek olan ricat Şia’ya göre gizli imamın bir gün tekrar ortaya çıkıp, yapılan zulümlere son verip dünyayı adaletle idare edeceği inancıdır.
    Takıyye: Takiyye, tehlike durumlarda Şia inançlarını gizli bir şekilde yaymak ve yaşamak demektir.
    Kolları
    Zeydiyye:
    Zeydiyye fırkası Hz. Ali’nin oğlu Hüseyin’in torunu Zeyd b. Ali tarafından kurulmuştur..Sünni öğretiye en yakın Şii mezhebi Zeydiyye’dir.Zeyd, efdal (en üstün) olanın varlığına rağmen mefdul (daha az üstün) olanın imametini caiz kabul ettiğinden Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’in imametlerini geçerli (sahih) kabul etmiştir. Yine Zeydiyye’ye göre imamet konusunda bir nass olmadığı gibi imamı tayin eden bir vahiy de yoktur. Ayrıca imamda ilahî bir kuvvetin olduğu inancı da bunlara göre doğru değildir.
    İmamiyye:
    Şia fırkalarının en bilineni ve önemlisi İmamiyye fırkasıdır. Zaten bugün Şia denilince,Ehl-i Sünnet’ten sonra İslâm’ın çoğunluğunu temsil eden İmamiyye gelmekte ve Şia’yı temsil etmektedir.
    Onlara göre Hz. Ali nassla imam tayin edilmiş, ama bu hak ona verilmemiştir. Bu sebeple bu fırka mensupları Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’den yüz çevirmişlerdir. Bunlara göre imama iman, iman esaslarındandır. Günümüzde İran’ın resmi mezhebi İmamiyye’dir.

    İsmailiyye (Bâtıniye):

    Onlara göre normal insanlar sadece zahiri bilebilirler, ancak dinin batınını, hatta batının da bâtınını (gizli ve içrek olanını) sadece imamlar bilir.Şia’nın aşırı fırkalardan olan İsmailiyye, (Bâtiniyye), Mansûriyye, Harmedîniyyeve benzerleri Hz. Ali’nin ve diğer imamlarının Tanrılıklarını da iddia etmişlerdir. Yine onlar kıyameti/dirilişi ve ölümden sonraki ebedî varoluşsal hayatı inkâr ederek dünyanın sonsuz olduğuna inanmışlardır. Ruhların tenasühünü -sürekli olarak bir bedenden diğer bedene geçişini- benimsemişler ve ona inanmışlardır.
    Hasan Sabbâh gibi önemli liderlere sahip olan ve tarihte Kuzey Afrika’da Şiî-Fatımî devletini kuran İsmâilîler, bugün Şam, İran ve Hindistan’da varlıklarını sürdürmektedirler. Başkanları meşhur Ağa Han’dır.
  • BATINIYYE: Şiaya mensubiyet iddia eden, fakat islam müelliflerice İslam dışı kabul edilen fırka. Nasların (delillerin) zahiri ve batıni manaları bulunduğunu, zahirin kabuk teşkil ederek asıl maksud olan mananın batın olduğunu söylerler.Batıni manaları ancak kendilerince kabul edilen Ma’sum imamlar bilir.
    Çaşitli islam memleketlerinde değişik adlar almışlardır. Batınıyyenin, aslında Allah’ı ve mukaddesatı inkâr ettikleri, nefsin arzu ettiği şeyleri mübah gördükleri kabul edilir.

    BERAHİME: Brahmanlar. İslam müelliflerine göre bu Hind telakkisinde kainatın hudusu ve Allah’ın birliği kabul edilmekle beraber nübüvvet inkar edilir. Bu sebeple de tenkide tabi tutulur.

    CEBRİYYE: Kulun hiç bir fiil, irade ve kudrete sahip bulunmayıp yalnızca ilahi fiillere sahne teşkil etmeye mecbur olduğunu kabul edenler. En meşhur kolu Cehmiyyedir.

    CEHMİYYE: Cehm b. Safvan’ın görüşlerini benimseyenler. Allah’ın sıfatlarını, ru’yetullahı (Allah’ın görülebilmesini) ve kulun iradesini inkar ederler. Cennet ile cehennemin sakinleriyle birlikte fani olduklarını kabul ederler.

    DEHRİYYE: Zaman (dehr) ile maddenin ebediliğini benimseyenler.Allah’ı ve ahiret gününü inkar ederler.Onlara göre kainat kadim olup tabiat kanunlarına veya feleklerin devrine tabidir.

    FUDAYLİYYE: Havaricin tali fırkalarından biri. İsmet-i enbiya hakkında kabulu mümkün olmayan görüşleri vardır.Havaricin bir kolu olan Ezarıka’nın da benzer görüşleri mevcuddur.

    GULAT-I REVAFIZ: (Revafız burada şia manasında kullanılmıştır.) Gulat, şiaya intisabettikleri halde görüşlerinde İslam dairesinin dışına çıkan müfritlerdir. Hazreti Ali ile kabul ettikleri diğer imamları tanrılaştırırlar. Teşbih, tecsim ve hulule inanırlar.

    HAŞVİYYE: Allah’a sıfat nisbet etmekte ifrata düşüp ona cisim izafe edenler. Nasların zahirini bile yanlış ve kaba bir anlayışla tefsir ederler.

    HAVARİC: Meşru devlet reislerine isyan edenlere verilen umumi addır. İslam tarihinde ilkin tefrika çıkaran, Hazreti Ali’nin ordusundan baş çekip ayrılan Havariciye.
    Havaric, Hazreti Osman ile Hazreti Ali’yi, Cemel vakasına katılan ashabı, Hakem hadisesine rıza gösterenleri ittifakla tekfir ederler. Günah işleyenleri tekfir ve gayri adil devlet reisine karşı çıkmanın vücubuna da çoğunlukla hükmederler. Birçok kollara ayrılırlar.

    İBAHİYYE: Kulların, kötülüklerden kaçınmaya ve emrolunanları yapmaya kudreti olmadığını söyleyen, kadın ve servet ortaklığını benimseyen ve tasarruf perdesi altında gizlenen zümre. Başta Hasan Sabbah olmak üzere Batınıyye müntesibleri bunlardandır.

    IBAZIYYE: Havaric fırkasının başlıca kollarından biri. Abdullah b. İbaz’a tabi olmuşlar ve ona nisbetle anılmışlardır. İbazıyyeye göre kendilerinden olmayan Ehli kıble, kafirdir.Müşrik değil fakat nankör manasına kafir sayılır.

    KADERİYYE: Kaderi inkar edenler. Olmuş ve olacak bütün hadise ve eşyanın ezeli olan ilm-i ilahide mevcud olup yazılı bulunduğunu kabul etmeyenler: kullara ait fiillerin Allah’ın yaratmasıyla değil, kulun icadıyla meydana geldiğini iddia edenler. Çoğu zaman Mutezile ile birleşilir, fakat Kaderiyye Mutezile’den önce zuhur etmiştir.

    KERRAMİYYE: Muhammed b. Kerram’a tabi olanlar. Allah’a cisim ve mekân izafe ederler. Onun hadislere (sonradan meydana gelen) mahal teşkil ettiğini kabul ederler. Kalbin tasdiki olmaksızın bile imanın sahih olabileceğini savunurlar.

    MUATTILA: ‘Kıdem’ mefhumunu sadece zat-ı Bari’ye tahsis etmek ve Allah’ın birliğini (tevhidi) tam manasıyla isbat etmek gerekçesiyle Cenab-ı Hakkı sıfatlardan tenzih edenler. M’bed el-Cuheni ile Cehm b. Safvan başta olmak üzere Mutezile muattıladan sayılır.

    MUHAKKİME: Havaricin ilk zuhur eden zümresidir. Sıffin harbindeki ‘Hakem’ hadisesine rıza göstermeyerek ”Hüküm yalnız Allah’a aittir” demişler ve Hazreti Ali ordusundan ayrılmışlardır.
    Hazreti Osman, Hazreti Ali, Hazreti Muaviye’yi, Cemel ve Sıffin vakalarına katılanları, hakemleri ve onlara rıza gösterenleri, ayrıca her günah işleyen mümini tekfir ederler.

    MUKANNAİYYE: Horosan’lı Mukana’a bağlı olanlar. Maveraunnehir taraflarında faaliyet göstermiş, sapık batınıyye ve müşebbihe akidelerine sahip, aslında gayri İslami bir fırka. Mukanna’, haram ve farz tanımıyordu. Tanrılık iddiasında da bulunmuştur.

    MUTEZİLE: Hasan-ı Basri’nin talebelerinden Vasıl b. Ata’nın hocasını terk ederek (i’tizal) kurduğu akaid mezhebine mensub olanlardır. Kaderiyye diye de anılırlar.
    Kul kendi fiillerini, kendine ait müstakil bir irade ile yapar, Allah’ın bunda bir dahli yoktur. Aksi takdirde Allah’ın insanları cezalandırması zulum olurdu, gibi görüşleri vardır.En sapkın mezheplerden birisidir.

    MÜCESSİME: Allah’a cisim izafe edenler. Sıfat-ı İlahiyyeyi inkâr edenlere mukabil ona sıfat nisbet ederken ifrata düşüp zat-ı ilahiyyeye cisim ve mekân izafe edenler. Kerramiyye bunlardandır.

    MULHIDE: Doğru yoldan çıkanlar. İslam dininden ayrılanlar, münkirler. İslamiyyete intisab iddia ettikleri halde aslında İslam dışı olan Batınıyyenin Horosan yöresindeki adı.

    MÜNECCİME: Allah’ı inkar edip, kainatın yaratılış ve işleyişini kadim telakki ettikleri yedi yıldıza bağlayanlar.

    MÜRCİE: Günahkâr müminin azab olunmayacağını umanlar veya ona ait bir hüküm vermeyip bunu ahirete tehir edenler. Mutezileden sonra zuhur etmiştir. Günahkâr müminin (fasık) iman-ı kâmil sahibi bulunduğunu savunurlar.

    MÜŞEBBİHE: Halikı (yaratanı), mahlûka (yaratılana) benzetenler. Allah’u Teala’ya sıfat izafe ederken aşırı gidip teşbihe düşenler. Zat-ı ilahiyyeyi bile diğer zatlara teşbih edenler vardır. Bir kısmı şiadan olmak üzere bazı kolları vardır. Mukanaıyye bunlardandır.

    NECCARİYYE: Hüseyin b. Muhammed en-Neccar’a bağlı olanlar. Sıfatı maaniyi ve ru’yetullahı inkar hususunda Mutezileye uymuşlardır.

    SALİMİYYE: Hallac-ı Mensur’un (sekerat halinde iken iddia ettiği) hulul görüşünü benimseyen Muhammed b. Ahmed b. Salim el-Basri’ye mensub olanlar. Teşbih ve hulul gibi gayr-i islami görüşlere sahipdirler.

    SENEVİYYE: İyiliğin yaratıcısı Nur ve kötülüğün yaratıcısı Zulmet olmak üzere iki tanrıya inanırlar.

    SÜ-FESTAİYYE: Miladdan önce beşinci asırda Eski Yunanda zuhur edip eşyanın hakikatinin sabit olmadığı veya olsa bile insan bilgisinin buna ulaşamayacağını iddia edenler. İslam kaynaklarında indiyye, inadiyye ve la-edriyye olmak üzere üç gurupta mutalaa ve tenkid olurlar.

    SÜMENİYYE: Kâinatın kıdemine ve tenasuha inanan, beş duyudan başka bilgi kabul etmeyen putperest Hind inanışına bağlıdırlar.

    ŞİA: Hazreti Ali taraftarları. İmamların masum olduğuna inanırlar. Akaid meselelerinde bir kısmı ehli sünnete, bir kısmı müşebbiheyeye çoğuda Mutezileye uyarlar.Bir çok kollara ayrılırlar.

    ZEYDİYYE: Ali Zeynelabidin’in oğlu Zeyd’e mensub ola şia fırkası. Akidede Mutezilenin yolunu izlemişlerdir.